AKINCILAR

AKINCILAR FORUM
 
AnasayfaKapıGaleriAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 ÜSTAD VE KADDAFİ

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
AZYA
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: ÜSTAD VE KADDAFİ   Paz Şub. 27, 2011 10:46 am

Nuray Mert .
mertnuray@superonline.com
Nuray Mert yazılarını 'tan takip edebilirsiniz!Tarihten bir yaprak: Eski dost ‘Kazzafi’
27 Şubat 2011

Libya’nın yarı devrik lideri Kaddafi’nin, bir zamanlar, ülkemizde hayranı çoktu. Sosyalizm’den bahsettiği için solcular arasında, İslam’dan bahsettiği için İslamcı ve muhafazakârlar arasında, ‘Esir Türkler’ meselesine duyarlığı ve Kıbrıs harekâtına verdiği destek yüzünden milliyetçiler arasında sempati toplamıştı.
Kaddafi darbesini, büyük bir umut ışığı olarak görenler arasında, ‘üstat’ Necip Fazıl da vardı. Üstat, öncelikle, Kaddafi’nin isminin yanlış telaffuz edilmesine isyan etmişti. Kaddafi, Arapça alfabede ‘zel’ harfi ile yazılıyordu ve ‘z’ sesiyle okunuyordu. Arapçada birden fazla ‘z’ sesi olduğu ve bunlardan biri (zad) çoğunlukla ‘d’ye yakın okunduğu için, bizde, Eski Türkçe döneminden beri, ‘z’ ve ‘d’ sesleri birbirine karıştırılarak okunur. ‘Zad’ ile yazılan ‘Ramadan’ bizde ‘Ramazan’ okunur, bunun gibi birçok kelime vardır. Ama, sonuçta, doğrusu ne olursa olsun, ‘Kaddafi’ telaffuzu yerleşti kaldı. Kaddafi’nin konuşmalarından seçki olarak yayımladığı kitap başlığında, Necip Fazıl’ın itirazına uygun davranarak, Kazzafi’yi kullanan Nihad Yazar’ın kitabı bildiğim kadarıyla ‘doğru’ telaffuzda ısrarın nadir ürünlerinden biridir. (Biz Neredeyiz? Konuşan: Muammer El Kazzafi, Adak Yayınları, 1976)

‘Umudu temsil’
‘Üstat’, ismi konusunda bu kadar titizlendiği genç liderin, ‘hayranlık verici tonu’ ötesinde, büyük bir umudu temsil ettiğini düşünüyordu. Ona göre, Kaddafi, “İslam’ın Osmanlı İmparatorluğu’yla beraber topyekün temsil kadrosunda zaafa uğratıldığı... Türkiye’de Tanzimat devresinden sonra tam bir buçuk asırlık sahte geliş devresi içinde her gün bir beteri, beterin beteri türerken minicik bir devlet maketinden gelse de halis, bilgiç ve şahsiyet dolu, zıt dünyalar arası muhasebe ve murakebe sahibi ilk resmi lider sesi...” idi (Milli Gazete, 7 Mayıs 1973).

‘Hak korusun’
“Duamız odur ki, Yahudiliği, komünizması, emperyalizması, büyük Batı sermayesi tröstçülüğü ve kendilerini Araptan sayan sapıklarıyla iç ve dış bütün dünyaya karşı ‘İslam, yalnız İslam!’ diye şahlanan ve hiç şüphesiz bu düşman kutuplardan her an başına bir şey gelmesi muhtemel olan bu genç lideri Hak korusun ve onun küçük maket halinde de olsa Libya’da kuracağı örnek topyekün İslam âlemine misal teşkil etsin...” diyordu (Milli Gazete, 8 Mayıs 1973).

Duası tuttu
Üstadın nefesi güçlü olsa gerek, duası tuttu, ‘Kazzafi’, kırk yılı aşkın zaman içinde bir sürü badireyi atlattı. Ancak, sonuçta, üstadın umduğu gibi bu ‘maket ülke’ değil, ‘beter durumda’ tasvir ettiği Türkiye ‘model’ haline geldi! Kaderin cilvesine bakın ki, bu dönem içinde her şey çok değişti, muhafazakârlar, Necip Fazıl’ın ‘halkı avlama’ olarak gördüğü ‘demokratik siyaset’in en önde gelen temsilcileri olmaya soyundular. İyi ki de öyle olmuş, ‘üstat’ın izinde gitseler, baş darbeci olacaklarmış. Çünkü Necip Fazıl’ın Kaddafi’ye ilişkin umutlarının bir kaynağı da ‘darbe’ ile iktidara gelmiş ve ‘dikta değneğini ele almış’ olmasıydı.

‘Halkı avlamak’
“Kazzafi, (...) yüce dini bütün asliyet ve saffetiyle benimseyici ve bağrına basıcı ilk devlet sesidir. Ve darbeyle başa geçmiş de (dikta) değneğini ele almış bir fert olarak onun, çıkardığı bu seste samimi olmamasına ve halkı avlama gibi bir yol tutmuş olmasına imkân mevcut değildir” (Milli Gazete, 8 Mayıs 1973) diyordu.

Muhafazakâr övgü
Milliyetçi-muhafazakâr yazar Osman Yüksel Serdengeçti ise, Kaddafi’yi, Mısır ziyaretinde kadınlar konusunda söyledikleri için övüyor; “İçinde kadınların da bulunduğu bir toplantıda kadın haklarına da temas eden bu genç ve dinamik lider bu hususta, ‘kadınla erkek müsavi değildir, kadının asıl yeri evidir ve vazifesi ana olmaktır’ deyince orada bulunan sosyete kadınları kendisini protesto etmişlerdir... Psikoloji tecrübeleri de göstermiştir ki, kadınların ruhi davranışları erkeklerinkinden çok aşağıda, çocuklarınkine çok yakındır... Zannedersem Libya’nın genç devlet reisi de bunu demek istemiştir” diyordu (Milli Gazete, Haziran 1973).
Benim akademik çalışma alanım daha çok İslamcılık ve sağ siyasetler odaklı olduğu için, geçmişe dönük not ve kaynaklarım hep bu çevreden oluyor. Eminim, sol siyaset söylemi içinde de, bugünden bakıldığında çok yadırgatıcı gelecek olan birçok örnek bulunabilir.

Geçmişe göz atmak
Bu tür konularda geçmişe göz atmak, aslında son derece önemlidir. Öncelikle, şimdi etrafımızda olan bitene anlayıp dinlemeden fazladan anlam yüklemenin gelecekte bizi ne duruma düşüreceği hakkında fikir verebilir. Diğer taraftan ve daha önemlisi, hangi siyasi gelenek olursa olsun, içinden geldiği zihin dünyasının şu veya bu ölçüde izlerini taşır, bu izlerle hesaplaşmakta fayda vardır. Nitekim, CHP ve Kemalist siyasal gelenek, son zamanlarda, haklı olarak bu açıdan çok sorgulanıyor. Demokratikleşme açısından bu türden geçmişle hesaplaşmalar kuşkusuz çok önemli. Ancak, tablonun sadece bir kısmına odaklanmak resmin tamamını görmemizi engeller. Bu açıdan, Kemalizm’e karşı muhalif siyasal geleneği de, ‘gömlek çıkarma’ ile geçiştirmek yerine, derinlemesine sorgulamaya başlamakta sonsuz fayda var.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: Geri: ÜSTAD VE KADDAFİ   Paz Şub. 27, 2011 11:05 am

Nuray Hanım Üstad hakkında hep menfi bir tavırla yazıyor ki bu da O'nun Batı mahreçli Oryantal bakış açısıdnan, kafa yapısından ileri geliyor.

Ne kadar Doğu gezileri vs yapsalar, Doğu'yu anlamaya çalışsalar da...

Bir şuur, nasıl olur da formatlandığı dünya görüşü dışına sıçrayabilir? Batı düşünce yapısıyla formatlanmışken, yapamadıkları bu sıçrama. El yordamıyla gösterdikleri çaba takdir edilebilirse de yeterli gelmediği bedahet.

Üstad hakkında ne diyor: Darbeci...

Bu gizli saklı bir şey değil ki! Üstad biizzat kendisi diyor Fevzi Çakmak ve Türkeş'e darbe teklif ettiğini. Fevzi Çakmak da o zaman GK Başkanı ki darbenin askeri yoldan olanına cunta teknik tabiri izafe dilmesi hasebiyle, Üstad aynı zamanda cuntacıdır da. Mesele, neyin neye hizmet ettiğinde, sisteme bağlı politika...

Üstad Kaddafide bir şey aramış, ümid etmiş. "belki" demiş, imkanlar alemini kurcalamış, sanatkâr ya... Sinekten yağ çıkartırcaına ince bir işçiliğe kalkışmış. Neticede hüsrana uğrayabileceğini bilerek, davası adına kendi nefsini milyonlarca aayağın alltına atmaktan çekinmemiş ki, işte Nuray Mert gibiler bile, vefaatından yıllarca sonra fildişi kulesinden cemiyet meydanına inen o devin kellesini tekmelemekle bir şey yapmış oluyorlar.

Nihayetinde Üstad kaddafi'de müsbet bir şey görmüş, görür gibi olmuş, kainatı elekten geçiriken o eleğe düşenlerden biri de Kaddafi olmuş. müsbet çıkma ihtimaline karşı da ilk tavrı müsbet olmuş haliyle.

Üstad büyük aksiyoner. O'nun yaptığını yapabilmek büyük cesaret ve liderlik gerektiri. Bir dev olarak dünyay meydan okumak nedir? İşte, MSP'nin beklediği kalıba girmemkteki hüsranı akabinde, MHP'yi hedef alışı ve "İslamcı" camiadan aforoz edilişi. Üstad'a, "kurtçu" denmesine sebep, bütün o İslamcı camia, halk, Üstad'a karşı... Halkla hakkı barıştırmanın mümkün olmadığı yerde halkı küçümsemek gereker ölçüsünün kahramanlık çapında ifadesi bir tavır daha.

Necip Fazıl, hedefe varmak için gerekise domuza binerim diyen adam. Yeter ki, domuz, O'nun gittiği yola bir süreliğine de olsa gidiyor olsun, öyle bir ümit vehmettirsin.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
vertes
AKINCI MOD
AKINCI MOD
avatar

Mesaj Sayısı : 323
Reputation : 14
Kayıt tarihi : 14/06/09

MesajKonu: Geri: ÜSTAD VE KADDAFİ   Paz Şub. 27, 2011 11:10 am

nuray mert gibi kaşarlar ahmet hakan gibi ne olduğu belirsiz tiplere ne dememeli denileceğini bilsemde ne denileceğini azda olsa bilirim.

üstad arkadaşlarıyla yemek yiyip sohbet ettiği bir yere gelen lüzumsuzun birinin üstadın geçmişte yapamadığı bazı doğrularla birlikte soranın eksik ve yanlış bilgisinden kaynaklanan lüzumsuz sorularına sorularına cevap olarak der ki ben eskileri toplayıp çöpe attım çöpleri ise köpekler karıştırır..

kıssadan hisse misali bu küçük alıntıdan sonra nuray merte sormak gerekir..
senin bu yaptıkların yanına kar kalacakmı ??
silivride köpekten fazla insan müsvettesi yeterince olmadığı için nuray mert gibi becerikli kaşarlarada yer vardır mutlaka..
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: Geri: ÜSTAD VE KADDAFİ   Paz Şub. 27, 2011 11:12 am

Mağrip’te Alevlenen İsyan Ateşi Yeni Bir Çağın Müjdecisi Mi? -1-

Murad Salih
23.02.2011

[bırak haksıza boyun eğeni

sıcak odalardan seyretsin

soğuktan ciğeri delinenleri

açları, çıplakları

unutsun ipe çekilenleri

kurşunlananları...

malı azalmasın onun

teni incinmesin tek.


bırak karışmayıp seyredeni

candan geçen gelsin safımıza

kavga kaçkını

fistan giysin dolaşsın...

gizli inançsız için değil

kılıçların gölgesindeki yer.] (1)

Kendini ateşe veren bir Tunuslu gencin yanan bedeninden sıçrayan isyan kıvılcımları, çok kısa sürede Tunus sınırlarını aşarak önce komşu Kuzey Afrika ülkelerine, sonra da Asya Kıtası’na sıçradı... Bu Gidişle bu alevler bütün dünyayı saracak gibi görünüyor...

Ne oluyor?

Bu soruya cevap vermeden önce bir TRT’de haberinden son durumu özetleyelim:

[Ortadoğu Ayaklandı
Tunus ve Mısır'ın ardından Ortadoğu'yu saran isyan ateşi büyüyor.
Yayına Giriş: 21.02.2011

Yemen’de Bahreyn’e, Irak’tan İran’a, Kuveyt’ten Fas’a birçok ülkede gösteriler hız kazandı.
Yemen
Ortadoğu’da en şiddetli gösteriler Yemen’de gerçekleştiriliyor.
Göstericiler gece yarısından itibaren Kahire’deki halk isyanının merkez üssünden esinlenerek, "Tahrir Meydanı" adını verdikleri meydana geldi.
32 yıldır iktidarda bulunan Devlet Başkanı Ali Abdullah Salih’in görevinden ayrılmasını isteyen protestocularla polis arasında çıkan çatışmalarda kan döküldü.
Aden’de 17 yaşındaki bir genç akşam saatlerinde devriye gezen askerlere taş attığı gerekçesiyle öldürüldü.
Böylece Yemen’de karışıklığın başladığı perşembe gününden beri ölenlerin sayısı 12’ye yükseldi.
Bu arada binlerce rejim karşıtı Sana Üniversitesi’nin önündeki meydanda oturma eylemi düzenliyor.
İran
İran’da Arap dünyasındaki hareketlenmeden cesaret alan muhalefet dün yine sokaktaydı.
İran’ın başkenti Tahran’da polisle kovalamaca yaşayan göstericiler Ayetullah Ali Hamaney karşıtı sloganlar attı.
Gösteriler sırasında gözaltına alınan eski Cumhurbaşkanlarından Haşimi Rafsancani’nin kızı da serbest bırakıldı.
Yabancı basının görüntü çekmesine izin verilmedi, bazı görüntüler Youtube üzerinden yayınlandı.
Tahran’da çıkan çatışmalarda 1 kişinin öldüğü iddia edildi.
Fas
Fas’ta hükümet karşıtı gösterilere katılan binlerce kişi, Kral Muhammed’den yetkilerinin bazılarını devretmesini ve yolsuzlukla mücadele yolunda harakete geçmesini istedi.
Fas’ta ayrıca Kazablanka, Marakeş ve bazı küçük kentlerde de hükümet karşıtı gösteriler vardı.
Bahreyn
İsyanın yayıldığı bir diğer ülke Bahreyn’de protestocular geceyi yine başkent Manama’da İnci Meydanı’nda geçirdi.
Protestolara katılan binlerce öğretmen hükümet düşene kadar eğitime ara verdiklerini duyurdu.
Bugüne kadar 7 göstericinin hayatını kaybettiği çatışmalarda yüzlerce kişi yaralandı.] (2)

***
Tunuslu bir gencin yaklaşık bir ay önce kendi bedenini yakarak başlattığı isyanın sirayet gücü ve yayılma hızına bakarsak...

Yalnızca bu güç ve hız bile, ortada bugüne kadar gördüklerimizden farklı bir durum olduğunu gösteriyor...

Açlıksa açlık...

Yoksullukluksa yoksulluk...
İşsizlikse işsizlik...

Yolsuzluksa yolsuzluk...

Baskı ise baskı...

Haksızlıksa haksızlık...

Zulümse zulüm...

İşkence ise işkence...

Bütün bunların hepsi o ülkelerde uzun yıllardır varolan şeyler değil mi?..

Ne oldu da...

Üzerine benzin dökerek kendini ateşe veren Tunuslu bir delikanlının vücudundan sıçrayan isyan kıvılcımları önce kendi ülkesini, sonra da komşu ülkjeleri tutuşturarak Ortadoğu’ya kadar bu kadar kısa sürede ve bu kadar hızlı bir şekilde sireyet ettii...

Ve...

Bütün dünyayı yakıp kavurabilecek bir potansiyel güce erişti?

Bunun sırrı “Mağripli Gençler Batıcı Diktatörleri Devirirken...” (3) başlıklı yazı dizimizde Merhum Üstad Necip Fazıl Kısakürek’ten yaptığımız bir kaç iktibasta gizli gibi...

***
Birincisi şu:

[Görülüyor ki, istikbalin büyük hareketleri, artık, parça ve ucuz ihtilâl sınırını
aşmış ve hem içeriye, hem dışanya doğru, kıt'a ihtilâl ve inkılâbı çapına
ulaşmıştır.] (4)

Bu satırların sahibi merhum Üstad Necip Fazıl, son devir fikir ve san’at adamlarımız arasında Türkçeye en hakim olanlarından biridir. O’nun bu cümlesinde istikbale dair bir öngörüsünü adeta vuku bulmuş bir olaydan bahsediyormuşcasına kesin hüküm ifade edecek tarzda “ulaşmıştır"kelimesiyle bitirmesi ilginç değil mi?...

Daha ilginci kitapta bu cümlenin geçtiği bölümün başlığının “GELECEKTE İHTİLÂL” (5) olması...

Bundan da ilginç olanı ise; Üstad’ın “gelecek”teki, “kıt'a ihtilâl ve inkılâbı çapına Ulaş”acağını berlirttiği ihtilalller için çizdiği ve“zelzele/deprem fay hatttı”na benzettiği, “ihtilâl/devrim hattı”dır:

“Afrika'nın şimalinden başlayarak Asyanın Anadolu cenubu Akdeniz kıyılarını
yalayan ve oradan Basra Körfezi’ne doğru uzanıp Mezopotamya’yı içine alan ve
Pakistan'a kadar ulaşan, zelzele hattına benzer bir şerit üzerinde..” (6)

İfade aynen bu...

Bugünün Türkçesiyle “deprem fay hatttı”na benzettiği, “ihtilâl/devrim
Hattı” şöyle:

Afrika’nın kuzeyinden başlayarak...

Asya’da Anadolu hizasındaki güney Akdeniz (Mısır Vb) kıyılarını yalayan ve...

Oradan Basra Körfezi’ne doğru uzanıp Mezopotamya’yı içine alan...

Ve Pakistan'a kadar ulaşan, zelzele hattına benzer bir şerit üzerinde....

Olacaklar şöyle ifade edilmiş:

“Sadece, ellerine silâh emanet edilmiş olmanın imtiyazından faydalanarak
(monarşi)lerini deviren ve (oligarşi)lerini kuran bu tipler...”

Yani Bin Ali’sinden, Mübarek’ine..

Kaddafi’sinden, Fas Kralı Muhammed’ine...

Ürdün Kralı Abdullah’ından, Kuzey Irak Diktatörü Barzani’sine...

Körfez’de AB-D emperyalizminin bekçi köpekliğini yapan emirciklere...

Suud’daki Vahhabi zorbalardan, Yemen’deki çapulcuya...

Filistindeki Hain Mahmud Abbas’tan, Afganistandaki işbirlikçi kukla Karzai’ye...

Pakistan’daki rüşvetçi hırsızdan, Bangladeşteki kapıkullarına kadar..

“..bu tipler hakikatte, Doğu âlemini Batı kültür emperiyalizmasına ezdirmiş,
türlü ülkelerde türlü örnekleri yaşayan mücerret bir küfür modelinin aynı
kalıptan dökülme maketleridir ve istikbâlin ihtilâlleri bakımından başlıca hedefi
teşkil etmek mevkiindedir ”... (7)

İşte bugün olanlar, 35 yıl önce nazarı keskin bir mütefekkir’in öngördükleriyle birer birer nasıl örtüşmekte ise...

Bundan sonra olacaklar için aynı kaynağa başvurmamak herhalde aptallık olurdu.

Dipnotlar:

1-Salih Mirzabeyoğlu, Moro Destanı, İbda Yayınları, İstanbul.
2-Bkz: http://www.trt.net.tr/anasayfa/anasayfa.aspx
3-Murad Salih, “Mağripli Gençler Batıcı Diktatörleri Devirirken...”: http://entellektuel.s4.bizhat.com/viewtopic.php?t=3573&mforum=entellektuel
4-Necip Fazıl Kısakürek, İHTİLÂL, b.d. yayınları Nisan 1976- İST.
5-Age.
6-Age.
7-Age.

(Devam edecek)


26 Şub 2011Mağrip’te Alevlenen İsyan Ateşi Yeni Bir Çağın Müjdecisi Mi? -2-

Murad Salih
24.02.2011

“Kuzey Afrika’nın ve Mezapotamya’nın ve Körfez’in ve Yemen’in ve Suudi Arabistan’ın ve Irak’ın ve Afganistan’ın ve diğerlerinin arslan yürekli gençleri tarafından birer birer devrilen ve devrilecek olan bu aşağılık 'tipler'in temsil ettikleri despotluktan ibaret bugünkü rejimlerin yerine gelecek olan nedir?” sorusuna medya bülbülü çakma uzmanlar gibi “tabii ki demokraaasi” demeden önce şu satırlara bir göz atın:

“Batının madde terakkileri önünde kendisine yeni bir ruh arama buhranına düştüğünden habersiz ve bu feci buhranın 19 uncu Asır ortalarından başlayıcı seyrinden bilgisiz bu tipler, kolayca başardıkları ihtilâlleri, muazzam bir ideolocya plâtformasına dayalı, en zor bir ihtilâl şekline devr ve tazmin etme borcundadırlar.” (

Bu aşağılık “tipler”, yalnızca kolayca geldikleri iktidardan devrilmekle kalmayacaklar...

Aynı zamanda, onların bu çapsız iktidarlarını, “muazzam bir ideoloji platformuna dayalı” ve başarılması en zor bir ihtilal şekline hem devir hemde “tazmin/yaptıkları zararı ödeme” gibi bir borçları da olacaktır...

Yani...

Bu dönüşüm Ali gitti geldi Veli, eski tas eski hamam hesabı basit bir iktidar el değiştirmesi olmayıp...

İktidarın niteliğini/kalitesini olumluya doğru değiştirip dönüştürecek çok zor bir sürecin de başlangıç hamlesini teşkil edececeğini aynı eserden okuyalım:

“Bunlar, hem büyük mütefekkir eksikliği sebebiyle asırlardır içinden, hem de son asırda bedavacı mukallitler vasıtasiyle dışından çökertilen Doğu âlemini, iki dünya arası mahsup sırlarına âşinâ, yepyeni, şahsiyetli ve bütün insanlığa aradığı muvazeneyi vâdetmekte liyakatli bir nesle bırakmak zorunun kılıcı altındadırlar.” (9)

“Bunlar”...

Yani bugün birer birer kendi ülkesinin gençleri tarafından domino taşları gibi ard arda devrilmekte olan sefil piyonlar...

“..hem büyük mütefekkir eksikliği sebebiyle asırlardır içinden, hem de son asırda bedavacı mukallitler (taklitçiler) vasıtasiyle dışından çökertilen Doğu âlemini,”...

“..iki dünya arası mahsup (hesaplaşma, ödeşme) sırlarına âşinâ,”...

“..yepyeni, şahsiyetli ve bütün insanlığa aradığı muvazeneyi (dengeyi) vâdetmekte liyakatli (lâyık, ehil, bir şeyi yapma yeteneğine dahip)..”

“..bir nesle bırakmak..”

“..zorunun kılıcı altındadırlar (bunu istemeyecekler ama kılıç zoruyla mecburen bırakacaklar).”

Aynı eserden (10) :

“Yıktıkları bîçare idarelere karşılık ülkelerini çaresiz kılan bu (enkizisyon) rahipleri,” ...

“...karşılarına çıkarılacak, atom bombası gücünde bir Doğu (Rönesans)ı Hareketiyle..”

“..büyük ihtilâl dâvasının İstikbalde Şark bölümünü ihtar ediyorlar.”

Kısacası...

Yakında bütün dünyayı saracak gibi görünen bu isyan ateşi öncelikle mevcut bütün iktidar ve rejimleri yakıp kavuracak...

Kapitalizm, neoliberalizm, demokrasi, küreselleşme gibi kirli kavramlar ve bunlara bağlı bütün alt kavramlar ile bu kavramlar etrafında oluşturulan bütün kurum ve kurululuşlar, hizmet ettikleri Batı emperyalizmiyle birlikte bu isyan alevleri içinde kavrulup yok olacaktır...

Ve zuhur edecek olan “atom bombası gücünde bir Doğu (Rönesans)ı Hareketiyle büyük ihtilâl dâvasının İstikbalde Şark bölümü” Tamamlanacak...

Ve ona “Büyük ihtilâl dâvasının” Garb/Batı bölümü de eklemlendikten sonra...

Bu küllerin içinden...

Yepyeni bir dünya...

Yepyeni bir nizam...

Yepyeni bir çağ doğacaktır...

Bu yeni çağ insana haysiyetini ve onurunu iade edecek...

Onu “yaratılmışların en şereflisi” makamına yeniden oturtacaktır...

Ortada korkacak bir şey yok...

Ruhlarımız zincirlerinden kurtuluyor...

Özgürleşiyoruz...

İnsanlaşıyoruz...

Kendimize geliyoruz...

Bu kutlu isyan alevini canlarını ortaya koyarak ülkeden ülkeye taşıyan arslan yürekli gençleri de, şafağı söken yeni çağı da selâmlamanın ve üzerimize düşeni yapmanın tam vaktidir bugünler...

Sözü başladığımız yerden...

35 yıl önce sanki bugünler için yazılmış gibi duran “Moro Destanı”ndan bir kaç mısra ile
Noktalıyalım:

[sandılar yanlızlığımız

suskunluğumuz olacak

suskunluğumuzun bahanesi olacak

yalnızlık.

sandılar sesi soluğu çıkmaz

kolu kanadı kırık insanımın.



bilemediler dağın, taşın

açan tomurcuk, uçan kuşun

ak öfke kesileceğini...


bilemediler her inançlı

bir kıvılcım taşır

böyle günlere...


bilemediler yalnız "mutlak hakim"e

bağlılığımızı

-yalnız ona kul ona eğileceğimizi-

bilemediler oy

kadın, ihtiyar

genç, çocuk

her can bir siper olup

burç burç

direneceğimizi!..


uşaklık eskimedi eskimesine

kölelik eskimedi eskimesine

"aşk” da, "bağlılık” da, "yiğitlik” de...


sürüyor; sürecek zaman sahnesinde

iyi ve kötünün başlayan savaşı

ve zafer mutlak iyinin

bu dünya ve ötesinde] (11)

Dipnotlar:

8- Age.
9- Age.
10- Age.
11- Salih Mirzabeyoğlu, Moro Destanı, İbda Yayınları, İstanbul.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: Geri: ÜSTAD VE KADDAFİ   Paz Şub. 27, 2011 11:25 am

[quote]nuray mert gibi kaşarlar ahmet hakan gibi ne olduğu belirsiz tiplere ne dememeli denileceğini bilsemde ne denileceğini azda olsa bilirim.

üstad arkadaşlarıyla yemek yiyip sohbet ettiği bir yere gelen lüzumsuzun birinin üstadın geçmişte yapamadığı bazı doğrularla birlikte soranın eksik ve yanlış bilgisinden kaynaklanan lüzumsuz sorularına sorularına cevap olarak der ki ben eskileri toplayıp çöpe attım çöpleri ise köpekler karıştırır..

kıssadan hisse misali bu küçük alıntıdan sonra nuray merte sormak gerekir..
senin bu yaptıkların yanına kar kalacakmı ??
silivride köpekten fazla insan müsvettesi yeterince olmadığı için nuray mert gibi becerikli kaşarlarada yer vardır mutlaka.. [/quote]

Sayın veretes, karşınızdaki kim olursa olsun, size ne derse desin, söyledikleri hoşunuza gitsin veya gitmesin, asla ve asla, o kişiyi, düşmana şikayet eder ve düşmanın eliyle korkutur tarzda söz sarfetmeyiniz.

Ne demektir [quote]silivride köpekten fazla insan müsvettesi yeterince olmadığı için nuray mert gibi becerikli kaşarlarada yer vardır mutlaka..[/quote]

Varsa bir gücünüz, yiğitliğiniz, söyleyeceğiniz veya yapacağınız bir şey, erkekçe dikilin karşısına. Yoksa AKP'ye, Fetullahi polise havale eder tarzda bir ifade, çok ayıp. Siz AKP veya Fetullahi polise güvenerek mi İbdacı oldunuz canım? Üstad'ı müdafaa etme hakkını bir ibdacı, İbda'nın yolunu kesmek üzere iktidara getirilen AKP'nin polisine havale edebilir mi? Bu hak bir başkasına davredilebilir mi?

Kaldı ki kadın, "konuşalım, tartışalım" diyor.

Ne var bunda?

Herkes kabul edecek diye bir şey yok, kimseyi züorla İbdacı yapacak da değiliz, kalpleri değiştirme imkanına iznimiz yok.

Adabınca, usulünce, herkes, beğenmediğini ifade edebilir, etmeli. BUnda korkacak, çekinecek, gocunacak bir şey yok. Bütün imkanı söz söylemek olan bir kadıncağız haakkında, "söyletmen vurun" cinsinden bir tavır, hem de bunu düşmana havale ederek, Silivri ile tehdit eden bir tavır...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: Geri: ÜSTAD VE KADDAFİ   Paz Şub. 27, 2011 12:08 pm

Nuray Mert'e dönecek olursak...

Mesele şu ki, anti-emperyalizm demek, anti-emperyalist olmaya yetmiyorsa, oryatalizm eleştirisi de tek baına oryantalizmin tesrinden kurtulmaya, oryantalist olmamaya yetmez.

Hani şu İngiliz politikacının, vakti zamanında, "Bizim ateistimiz de Hristiyandır!" dediği dava...

[quote]Demokratikleşme açısından bu türden geçmişle hesaplaşmalar kuşkusuz çok önemli.[/quote]

Türk milletine demokrasinin deli gömleğini giydirmek ve İmansız İslamcı kutupta yaşanan gömlek çıkartma hadiselerini bu zaviyeden olumlu bulmak, İslamcıların geçmişlerini inkar etmelerinin, demokratlaşmalarının temsilcisi olarak AKP'yi meşrulaştırıken, diğer yandan AKP içindeki totaliter eğilimleri de sırf bu yüzden, salt demokrasi kaygısıyla eleştiriye tabi tutmak da oryantalizmin bir parçası demek değil mi?

Bu tavır, Batı tandanslı demokrasiye mutlakiyet atfetmenin ifadesi değil mi?

Nuray Mert'in anlamadığı şu ki, İslamda idare biçimi yok, idare ruhu vardır ve "saltanat", belli bir tarihi konjonktüre hitap eder. İslami idare ruhunu tüttürdüğü kadar da kıymeti haizdir.

Doğu, demokratikleşmek mecburiyetnde olmadığı gibi, demokrasinin alternatifi diktatorya veye saltanat da değil.

İşte Necip Fazıl, dünyaya, Doğu'nun kalbinden gelerek, demokrasiden de çok daha ileri bir rejim, sistem teklif etmiş adam. Nevip Fazıl bu teklifi yaparken elbette doğuyu da eleştirmiş ama işte onunki oryantalistler gibi olmamış, bu içeriden bir eleştiri olmuş, Batı'yı da eleştirmiş ve her iki medeniyetin biirbirine kıyasla ileri ve geri taraflarını tesbit ettikten sonra, bunlar aasında yepyeni bir sistem yoğurup, insanlığa teklif etmiş bir ideolog.

Bu sistem, Doğu ve Batı'ın izlerini taşıyor olsa da tamamen yerli malı.

İşte zaman, bu teklifi, bu sistemi davet etmekte. Başyücelik Devleti'ni...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: Geri: ÜSTAD VE KADDAFİ   Paz Şub. 27, 2011 12:12 pm

[quote]Bu sistem, Doğu ve Batı'ın izlerini taşıyor olsa da tamamen yerli malı.[/quote]

Millî yani...

Diğer yandan, insan ve toplumi hakikatinin tek oluşu ve bunun da hakikatin hakikati halinde ancak Bütün Fikir - Mutlak fikir'de izlenebilmesine nazaran, Başyücelik Devleti'nin Mutlak Fikir'in zamanın şartlarına göre bir aplikasyon demek oluşuna istinaden de evrensel....
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
ÜSTAD VE KADDAFİ
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
AKINCILAR :: UMUMİ :: Tarih :: BD - İBDA Mücadele Tarihi-
Buraya geçin: