AKINCILAR
Would you like to react to this message? Create an account in a few clicks or log in to continue.

AKINCILAR

AKINCILAR FORUM
 
AnasayfaKapıGaleriAramaLatest imagesKayıt OlGiriş yap

 

 FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ

Aşağa gitmek 
3 posters
Sayfaya git : Önceki  1, 2, 3, 4, 5  Sonraki
YazarMesaj
AZYA
Admin
Admin
AZYA


Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ - Sayfa 3 Empty
MesajKonu: FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ   FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ - Sayfa 3 EmptyCuma Ekim 15, 2010 10:33 pm

Konunun ilk mesajı :

15 Ekim 2010





İşçi Partisi Genel Başkan Vekili Mehmet Bedri Gültekin:



Füze Kalkanı projesi, Türkiye’nin, Amerikan çıkarları adına ateşe sürülmesidir!



AKP Hükümeti, geçtiğimiz yıllarda Çek Cumhuriyeti ve Polonya’nın reddettiği Amerikanın füze kalkanının, Türkiye’ye yerleştirilmesini kabul etmeye hazırlanıyor.

Sormak gerekiyor: Türkiye’nin hangi komşusu ile sorunu vardır ki, füze kalkanına ihtiyaç duysun?

Türkiye’nin Yunanistan, Kıbrıs Rum Kesimi ve Ermenistan hariç hiçbir komşusu ile en ufak bir sorunu yoktur.

Yunanistan NATO üyesi, Rum kesimi, üye olmaya çalıştığımız AB üyesidir.

Ermenistan ise “stratejik müttefikimizin” ve Avrupa’nın koruması altındadır. Dolayısı ile Füze sisteminin bu ülkelere karşı konuşlandırılması söz konusu değildir.

Diğer komşularımız, Rusya, İran, Irak, Suriye ve Bulgaristan ile ise en ufak bir sorunumuz yoktur.

O halde neden komşularımızın güvenliği için tehdit oluşturabilecek bu sistemler, Türkiye’ye yerleştirilmek istenmektedir?



TÜRKİYE’NİN DEĞİL, AMERİKA’NIN ÇIKARI

Çünkü Amerika Bölgemizde tam on yıldır bir saldırı savaşı yürütmektedir. Irak ve Afganistan’ı işgal etmiştir.

İran’a yönelik kuşatma ve saldırı hazırlıkları herkesin malumudur.

İsrail saldırganlığına verdiği destekten dolayı bütün Arap Dünyasını karşısına almıştır.

Batı Asya’nın enerji rezervleri konusunda Çin, Rusya ve Hindistan gibi Asya’nın büyük devletleri ile rekabet halindedir.

İşte bütün bunlardan dolayı Türkiye değil ama Amerika; bütün bir Asya kıtası ile husumet halindedir. Saldırgan politikasını güçlendirecek ve yürütülmesini kolaylaştıracak yeni araçlara ihtiyacı vardır.

Kısacası Amerika kendi çıkarı için Türkiye’yi ateşe sürmektedir. Hiçbir sorunumuzun bulunmadığı, tam tersine gelişen ilişkilere ve geniş işbirliğine sahip olduğumuz komşularımız ile Türkiye karşı karşıya getirilmektedir.



AKP HALKI ALDATIYOR

Türkiye, Amerika’nın jandarması değildir. Türk milleti Amerikan çıkarları için ateşe atılamaz.

Varlığını ve geleceğini Amerika’nın desteğine bağlamış olan AKP Hükümeti, şimdi bu projeyi Türk milletine kabul ettirmenin yolunu aramaktadır.

AKP yetkilileri, bu sistemin İran ve Suriye’ye karşı olmadığının açıklanması durumunda Türkiye’ye kurulabileceğini söylemektedirler.

Çocuk mu kandırmaktadırlar? Peki İran’a karşı değil de kime karşı kurulmaktadır? Hangi tehdide karşı kurulmaktadır?

Amerika’nın saldırganlığına karşı mazlum ülkelerin vatanlarını savunması Türkiye için tehdit olamaz!



TÜRKİYE NATO’DAN ÇIKMALIDIR!

Gene AKP yetkilileri, “projenin NATO savunma sistemi dahilinde olması halinde kabul edilebileceğini” söylemektedirler.

Güvenliğimiz ile ilgili her gelişme ile birlikte bir kez daha kanıtlanmıştır ki, NATO; Türkiye’nin savunması ve güvenliği açısından bir şemsiye değil, tam tersine bugün Türkiye’nin toprak bütünlüğüne ve iç barışına yönelik tehdidin üzerindeki şemsiyedir.

Ege ve Kıbrıs’tan Türkiye’ye yönelik tehditler NATO koruması altındadır.

Ülke bütünlüğüne yönelik ayrılıkçı terör Batı dünyasının himayesinde sürdürülmektedir. Abdullah Öcalan, NATO’dan, Kürt sorununa müdahil olmasını istemektedir.

Füze kalkanı ile ilgili gelişmeler de göstermiştir ki, NATO’dan çıkmak Türkiye için artık bir varlık sorunu haline gelmiştir.



BÜTÜN PARTİLERİ GÖREVE ÇAĞIRIYORUZ!

Meclis’te temsil edilen bütün Partileri CHP, MHP, DSP ve BDP’yi göreve çağırıyoruz.

Emperyalist ABD’nin Batı Asya’nın enerji kaynaklarına sahip olmak için yürüttüğü saldırgan politika karşısında sessiz kalınamaz.

Amerikan çıkarları uğruna Türkiye’nin dost ve kardeş ülkelerle çatışmalar içine sürüklenmesi planlarına karşı direnmek bir vatanseverlik görevidir.

AKP milletvekillerine sesleniyoruz! Füze Kalkanı projesine “Evet” demek ağır bir tarihi sorumluluktur. Bunun hesabını hiç kimseye veremezsiniz! Sizin göreviniz Amerika’yı değil, Türkiye’yi düşünmektir!

Bütün milletimize sesleniyoruz. Türkiye’ye büyük bir tuzak kurulmaktadır. Çöküşe gitmekte olan ABD emperyalizmi, kendisiyle birlikte Türkiye’yi de uçurumdan aşağı atmak istemektedir.

İşçi Partisi olarak bütün milletimizi, bütün yurtseverleri Türkiye’nin dört bir yanında bu meşum plana karşı sesini yükseltmeye; Vatanımızı ve geleceğimizi savunmaya çağırıyoruz.



En son AZYA tarafından C.tesi Ekim 16, 2010 11:08 am tarihinde değiştirildi, toplamda 2 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek

YazarMesaj
AZYA
Admin
Admin
AZYA


Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ - Sayfa 3 Empty
MesajKonu: Geri: FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ   FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ - Sayfa 3 EmptyC.tesi Kas. 20, 2010 8:18 pm

Irak hakkındaki yorumu da yanlış, Irak teslimiyeti reddetti. Oysa Irak hakkındaki beklentileri, teslm olacağı yönündeydi. Teslim alınmış ve silahsızlandırılmış Irak'ta, işbirlikçileri efendilerinin istediği gibi hükümetçilik oynayabilecek, Irak'a getirilen şekli demokrasi ballandırılarak anlatılacaktı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin
AZYA


Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ - Sayfa 3 Empty
MesajKonu: Geri: FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ   FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ - Sayfa 3 EmptyC.tesi Kas. 20, 2010 9:09 pm

'Türkiye ABD'ye hayır diyemez'

2010-11-20 16:36:45 ORTADOĞU

--------------------------------------------------------------------------------




Gül'e 'yılın devlet adamı ödülü'nü veren Chatham House'un Türkiye uzmanı, İran'ın adının belgelerde geçmemesini önemli buluyor ancak pratikte bunun bir şeyi değiştirmeyeceğini söylüyor. Savunma dergisi Jane's'in editörü ise füze sisteminin ABD'li silah yapımcılarını ihya edeceğini vurguluyor.



NATO tarihinin en önemli toplantılarından biri geride kaldı ve füze kalkanı sistemi için Türkiye'nin şartları kabul edildi.

Geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e 'Yılın devlet adamı'ödülünü veren düşünce kuruluşu Chatham House'un Türkiye Uzmanı Fadi Hakura, Ankara'nın ABD'yle uzlaşmaya varmasını BBC Türkçe'ye değerlendirdi.

Hakura'nın zirveye bakışı şöyle:

"Türkiye'nin NATO belgelerinde sistemin İran'ı hedef almaması yönündeki itirazı kabul edildi ancak uygulamada çok fazla fark yaratmayacak. Çünkü bu füze sistemi gerçekten İran'ın nükleer kabiliyetini, bir ölçüde de Suriye'yi hedef alıyor. Ama başta İran tabi. Amerikan yönetimi bunu pek çok kez açıkça söyledi. NATO belgesinde İran'ın adının geçip geçmemesi teorik anlamda önemli. Ama pratikte bu füze savunma sistemi İran'ı hedef alıyor.

Türkiye komşularıyla ilişkilerini geliştirmeye devam etmeye istekli. Türkiye artık soğuk savaş döneminde olduğu gibi bir cephe ülkesi değil. Ama yine de Türkiye bazı seçimler yapmak durumunda. Çünkü bir yanda hızla nükleer program geliştiren İran, diğer yanda da İran'ın nükleer silaha sahip olma tehdidine karşı bir tür savunma mekanizması geliştirmeyi arzulayan ABD ve Avrupa var. Dolayısıyla sonuçta türkiye zorlu seçimler yapmalı. Bu füze savunma sistemi de bunlardan biri.

ABD'nin füze savunma sisteminin karar ve komuta yapısında Türkiye'ye bir tür söz hakkı vermesi olası. Ama, Washington'un Türkiye'ye bir tür veto hakkı vereceğini sanmıyorum. Aslında Türkiye'nin taleplerinde ima ettiği de bu. Dolayısıyla, vaziyeti kurtaracak bazı düzenlemeler gelecekte bulunacak. Zorlu müzakereler yapılır ancak sonuçta Türkiye için Washington'a 'hayır'demek çok zor olacak.

Türkiye İran sorununun çözümü için tek başına çok fazla şey yapamaz. Bölgesel bir düzenleme gerekiyor, en önemlisi İran'la Avrupa ve Amerika arasında. Bu tür bir düzenleme olmadan Türkiye'nin yapabileceği çok fazla şey yok.

İran'ın nükleer programı konusunda İsrail Batı'yı harekete geçirmeye çalışıyor. Türkiye'nin de İsrail'in niyetleri konusunda şüpheleri var. Bu da nükleer program sorununu daha da karmaşık hale getiriyor. Dolayısıyla Türkiye, Amerika, Avrupa ve İran'la birlikte çalışmadan, tek başına bir çözüm bulamayacaktır."

AMAÇ BAZI ŞİRKETLERE PARA AKTARMAK

İngiliz savunma dergisi Jane's'in editörü Robert Hewson ise konuya başka bir pencereden bakıyor. Hewson, şu değerlendirmeyi yapıyor:

"Zirvede onaylanan füze sistemi ABD'li silah yapımcılarına para aktarmakla ilgili. İran'dan Avrupa'ya bir füze tehdidi riskine inanmıyorum. Savunma sistemi insanları korumakla değil, bazı şirketlere para aktarmakla ilgili."

GUARDIAN: NATO AMACINA ULAŞTI

Guardian gazetesi de konuya sayfalarında yer verdi:

"Nükleer silahsızlanma, füze kalkanı, Türkiye'nin Avrupa ile ilişkileri konusunda köprü görevini üstlenen ve Rusya'ya gerçek bir stratejik ortaklık öneren NATO, en az bir on yıl daha 'amacına uygun'olarak yoluna devam edeceğini gösterdi.

Portekiz'deki zirve Avrupa Birliği ve NATO'nun güvenlik politikalarını kademeli olarak kaynaştırmaya zemin hazırlarken Türkiye iki organizasyon arasındaki herhangi bir işbirliği atılımını inatla reddetti. Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül 'Metinler bizim için yetersiz'diyerek ülkesinin AB ile kaplumbağa hızında yürüyen müzakarelerine olan öfkesini gösterdi ve NATO ve AB ile ilgili paragraf hariç zirveden memnun olduklarını söyledi."


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin
AZYA


Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ - Sayfa 3 Empty
MesajKonu: Geri: FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ   FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ - Sayfa 3 EmptyC.tesi Kas. 20, 2010 9:33 pm

Fikret Bila Yön
fbila@milliyet.com.tr
Kürt meselesinden kurtulacağız
20 Kasım 2010

Bizden habersiz füze kullanımı olmayacak. Türkiye evet demedikçe önemli karar oluşmaz.

Eğer bu füze savunma sistemi uygulamaya konulacaksa komutanın içinde biz de olacağız.

Eksen tartışmalarının değerler noktasında yapılması lazım. Eksen şimdi doğru yerine oturuyor.

Türkiye Kürt meselesinden kurtulacak. Terörle bir şey olmayacağını herkes gördü. Bunlar yük artık.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, NATO Zirvesi’ne katılmak üzere Portekiz’in başkenti Lizbon’a gelirken uçakta füze kalkanı konusunda Türkiye’nin tutumunu açıkladı. Türkiye’nin görüşlerini ABD Başkanı Barack Obama dahil tüm NATO üyesi ülkelerin devlet başkanlarına bir mektupla ilettiğini belirten Cumhurbaşkanı Gül, sorularımızı yanıtlarken şu bilgileri verdi:

“Bizden habersiz olmayacak”
“Bu konuda ön çalışmalar daha önce yapıldı. En son Sayın Başbakan Güney Kore’de ABD Başkanı Obama’ya da görüşlerimizi iletti. Ben de Obama dahil tüm NATO üyesi ülkelerin devlet başkanlarına mektupla ilettim. Başbakanımızın ‘komuta kimde olacak, butona biz basarız’ sözleri NATO içinde Türkiye’nin de bu konuda söz sahibi olmasını ifade ediyor. Bir başka deyişle bizden habersiz kullanım olmayacak. Önemli karar alınması gereken konularda Türkiye evet demedikçe karar oluşmaz. Eğer bu savunma sistemi uygulamaya konulacaksa komutanın içinde biz de olacağız.”

“Türkiye’nin ilkeleri”
Gül, füze kalkanı olarak bilinen hava savunma sistemi konusunda Başbakan, Savunma Bakanı ve ilgili bürokratlarla toplantılar yaptıklarını ve bazı ilkeler belirlediklerini ifade ederek şöyle devam etti:
“Soğuk savaşın sona ermesinden sonra NATO üçüncü kez Stratejik Konsept konusunu ele aldı. Eğer bu konsept kabul edilirse 10-15 yıl böyle devam edecek. Yeni konsept çaışmalarına biz de katıldık. Kendi aramızda daha önce yaptığımız çalışmalarda bazı ilkeler belirledik ve bunları NATO ülkelerine bildirdik. Bizim ilkesel bir duruşumuz var. Bizim belirlediğimiz ilkeler şunlar:
1- NATO bir savunma örgütüdür ve faaliyetleri saldırı değil savunma konseptini esas almalıdır. Tehlikelere karşı tedbir alınması söz konusudur. Balistik füzelere karşı alınacak tedbirlere karşı önemli olan şu ülke bu ülke diye tehdit belirlemek söz konusu değildir. Tedbir balistik füzelere karşı alınacaktır. Hangi ülkede varsa onları kapsar. Ancak, şu ülke veya bu bölge diye isimlendirmek doğru olmaz.
2- Güvenliğin bölünmezliği önemli bir ilkedir. Savunma sistemi her şeyi ve her yeri kapsamalıdır. Türkiye’nin de her yerini kapsamalıdır. Bütün batı ülkelerini kapsamalıdır. Baltık ülkeleri veya Balkan ülkeleri diye ayrım olmaz.
3- Herkes maliyetlere eşit olarak ortak olmalıdır.
4- Bu ilkeler zirvenin sonuç bildirisinde yer almalıdır.”

“Huysuz ülke değiliz”
Gül, Türkiye’nin NATO içinde sorun çıkaran bir ülke olmadığını belirterek, şöyle devam etti: “Türkiye huysuzluk yapan bir ülke değil. Belirlediğiimiz bu ilkelerle ittifaka yakışır şekilde önerilerde bulunduk.” Gül, füze kalkanı tabirinin yanlış kullanıldığını NATO belgelerinde böyle bir ifadenin geçmediğini de kaydetti ve şöyle devam etti:
“Alınacak tedbirin adı hava savunma sistemidir. Füze kalkanı ibaresi yok. Türkiye’ye de füze yerleştirilmesi söz konusu değil. NATO’nun yeni savunma konseptinde eskiden NATO’nun askeri tesisleri savunma kapsamına giriyordu. Şimdi ise halklar ve topraklar da giriyor.

İran veya Ortadoğu ifadesi
Cumhurbaşkanı Gül’ün ve sohbete katılan Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül’ün verdiği bilgilerden bu konuda Türkiye ve ABD arasında bir sorun olmadığı da anlaşıldı. Türkiye’nin füze kalkanının İran’a karşı kurulduğu ifadesi veya imasına karşı olduğu biliniyor. Eğer zirvede böyle bir girişimde bulunulursa Türkiye evet demeyecek. Türkiye’nin bu tutumu sadece İran’ın adının geçmesiyle de sınırlı değil. Örneğin Fransa, İran denmese bile “Ortadoğu” ifadesinin tehdit olarak yer almasını istiyor. Türkiye buna da karşı. Eğer Fransa Ortadoğu ifadesinde ısrar ederse Türkiye zirve metnini yine kabul etmeyecek. Türkiye, balistik füzelere karşı bir savunma sistemi olması gerektiğini savunuyor.
Gül’ün ve Davutoğlu’nun aktardığı bilgilerden ABD’nin ve Fransa dışındaki NATO ülkelerinin Türkiye’nin belirlediği ilkeleri olumlu karşıladıkları da anlaşılıyor.

“NATO’nun sahibiyiz”
Cumhurbaşkanı Gül, Türkiye’nin ilkelerinin sıcak karşılandığını belirtirken, “Doğrusu biz kendimizi NATO’nun sahibi gibi görüyoruz. 1952’den beri üyesiyiz ve çok önemli katkılar veriyoruz. Bazı ülkeler örneğin Fransa askeri kanada giren ve çıkan bir ülke konumunda.”

“Asıl eksen şimdi oturuyor”
Cumhurbaşkanı Gül, Türkiye’nin ekseninin kaydığı, ABD ve AB’den uzaklaştığı, İran ve HAMAS’a yaklaşıtğı yolundaki eleştirilere ilişkin soruyu yanıtlarken de şöyle konuştu:
“Türkiye’nin üzerinde aslında psikolojik bir baskı yapılıyor. Türkiye sanki suçluymuş gibi, ama bu bizi etkilemiyor. Bu psikolojik baskı AB çevrelerinde de yapılıyor. Türkiye ile ilgili eksen tartışmalarının değerler noktasında yapılması lazım. Türkiye’de hangi değerler yükseliyor onlara bakmaları lazım. Bu değerler, demokrasi, insan hakları, serbest piyasa gibi değerlerdir. Yapılan son kanunlar, anayasa değişikliği de bu yöndedir. Türkiye bu değerleri genişleten ve uygulayan bir ülke olarak çevresine ilham kaynağı olmuştur. Türkiye tarihini, jeopolitik önemini kullanmamış. Eksen o zaman yanlışmış. Şimdi doğru yerine oturuyor. Türkiye şimdi tarihini ve jeopolitik önemini kavradı. Bunlardan yararlanıyor ve çok daha etkili oluyor, tarihini ve coğrafyasını kullanıyor.

“Kürt sorunundan kurtulacağız”
Cumhurbaşkanı Gül, PKK’nın eylemsizlik kararını Kürt sorunuyla ilgili temaslar konusundaki soruyu da şöyle yanıtladı:
“Genel olarak bakarsanız beklentimiz kadar olamasa da ümitliyim. Türkiye bu meselelerden kurtulacak. Terörden de Kürt meselesinden de kurtulacak. Herkes Türkiye’nin ayak bağlarının neler olduğunun farkında. Terörle silahla bir şey olmayacağını herkes gördü. Bunlar yük artık. Türkiye bunlardan kurtulacak.”
Gül, din ve inanç özgürlüğü, patrikhane ile ilgili soruya ise şu karşılığı verdi:
“Demokratik standartları yükselten bir ülkeyiz. Bunların alt başlıklarına bakıldığında din ve inanç özgürlüğü gayrimüslim azınlıkların hakları da aynı başlığa girer. Bizim bu konuda özgüvenimiz var. Hatay ziyaretinde gördüm Hıristiyan bir büyüğün ismi bir camiye verilmiş. Bizim özgüven sorunumuz yok.”

“Güney Kıbrıs sorunu”
Cumhurbaşkanı Gül, NATO-AB ilişkilerinde Güney Kıbrıs yönetiminin sorunun kaynağı olduğunu belirtti, ve şu değerlendirmeyi yaptı:
“NATO-AB işbirliği bizi çok ilgilendiren bir konu. Çok uğraştıran bir konu. 2002’de ilk NATO-AB işbirliği görüşüldüğünde bir mutabakata varılmıştı. O zaman Güney Kıbrıs, AB üyesi değildi 2004’te üye oldular ondan sonra problem çıkmaya başladı. Tabii bizim de sert tepkimizle karşılaştılar. Burası bir savunma örgütü NATO içindeki dayanışmayı geriye alır AB’yi öne çıkarırsanız bu olmaz. Ayrıca bazı taahhütler de yerine getirilmedi. Avrupa Savunma ve Güvenlik Sistemi için bize sözleri vardı. Ama Güney Kıbrıs nedeniyle bu bloke edildi. Bizim bunlara söyleyeceğimiz şu; dön öbür taraftaki Kıbrıs Rum Kesimi’ne ne söyleyeceksen söyle. NATO’nun stratejik konularını Güney Kıbrıs’ın ipoteği altına sokma. Türkiye’nin gücü, oynayacağı rol büyüktür sen bunu düşün. Bizim tutumumuz şu; Kıbrıs Rum Yönetimi, NATO faaliyetlerinin içine giremez.”

Türkiye’nin istediği oldu
Zirvenin ilk gününde Türkiye’nin istekleri kabul gördü. Cumhurbaşkanı Gül’ün mektupla liderlere ilettiği, hiçbir ülkenin tehdit olarak zikredilmemesi, savunma sisteminin tüm NATO ülkelerini kapsaması olarak ifade edilen “güvenliğin bölünmezliği” ilkesi, kurulacak savunma sisteminin mali külfetinin ve risklerinin hakça paylaşılması talepleri kabul edildi.
ABD Başkanı Obama’nın da uzlaşmanın sağlandığını Cumhurbaşkanı Gül’e de ifade ettiği kaydedildi. Böylece zirvenin ilk gününde açıklanan NATO’nun yeni stratejik savunma konsepti, Türkiye’nin savunduğu ilkelere uygun şekillendi.
Bu sonuçtan Cumhurbaşkanı Gül’ün memnun olduğu ifade edildi. Bugün açıklanması beklenen sonuç bildirgesinin aynı yönde kaleme alınacağı öğrenildi.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin
AZYA


Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ - Sayfa 3 Empty
MesajKonu: Geri: FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ   FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ - Sayfa 3 EmptyC.tesi Kas. 20, 2010 9:37 pm

Kısacası, "zalimlerin ta kendisiyiz!" demişler efendim!

NATO adına yapılan bütün katliamlar, tecavüzler, saldırılar, işgaller ve bütün diğer pis işlerde mesuliyetimiz var diye itirafta bulunmuş.

Terör örgütünün kara alıcısı da bizi, uygulayıcısı da demiş.

NATO'nun sahibiyiz demiş, daha ne desin?
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
GÖLGE

GÖLGE


Mesaj Sayısı : 1231
Reputation : 36
Kayıt tarihi : 16/05/09

FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ - Sayfa 3 Empty
MesajKonu: Geri: FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ   FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ - Sayfa 3 EmptyPaz Kas. 21, 2010 12:10 am

[img]http://anadoluhaberim.com/upload/resimler/haber/bülentakyürek.jpg[/img]


NATO'NUN FÜZESİ YALNIZ BİZE Mİ KALKIYOR?


Yıllardır Türkiyenin komşularıyla sıfır sorun olsun ve ümmet bilinciyle hareket edelim diye bir avuç insan yazıp çizdi, canını ortaya koydu ve Mavi Marmaranın Akdenize açılmasıyla birlikte özlemini çektiğimiz ağabeyliği pekiştirmeye çalıştığımız bu günlerde daha şehitlerimizin kanı kurumadan Batının oyununa gelip füze kalkanlarını topraklarımıza yerleştirmeyi düşündünüz?

20 Kasm 2010, 20:48
Anadolu Haber

Mavi Marmara’nın ahı yerde kaldı. Kardeşlerimizi şehit eden İsrail’i İran’dan korumak için memleketimize yerleştirilmeye çalışılan füze kalkanlarını nasıl içinize sindireceksiniz? İncirlik’ten kalkan uçaklar yıllar boyu Afganistan’ı, Irak’ı vurmadı mı? Şimdi Mavi Marmara ve Müslüman katili İsrail’i kendi elimizle can siper koruyacak mıyız? Kurban Bayramı’nda boyunları bükük duran şehit ailelerine mükâfatınız bu mu olacaktı?

Mavi Marmara baskına uğradığında şerefsiz Nato niçin İsrail’e ses çıkarmadı? O Nato’yla yolunuzu ayırmanız gerekirken Füze Kalkanı görüşmelerine hangi yüzle gideceksiniz? Tam da Arap, Türk, Doğu ülkeleri Türkiye’yi ciddiye aldığı, Osmanlı düşleri kurduğu bir zamanda bir çuval inciri mahvediyorsunuz, yazık sizi deha sanmıştık inşallah yanılmamışızdır.

Ümmet için siper olabildik mi ki, İsrail’in koruyuculuğuna soyunuyoruz?

Şimdi derhal o gâvurların karşısına çıkıp deyin ki: “Hayır, bizim fakir ve yüreği yaralı halkımız bunu istemiyor, kalkanlarınız buraya dikilmeyecek bilakis kalkanlarınız bu mübarek topraklarda indirilecek…”

İstemiyoruz sevgili Davutoğlu, bunları söyleyip dönünüz işte o zaman sizleri omuzlarımızda taşımak için havaalanında bekliyor olacağız

Yolunuz açık olsun…

www.bulentakyurek.org
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin
AZYA


Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ - Sayfa 3 Empty
MesajKonu: Geri: FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ   FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ - Sayfa 3 EmptyPtsi Kas. 22, 2010 12:56 pm

AKP ve hele ki RTE durup durmadan millet iradesi diyor ya, hadi sıkıyorsa sorsunlar ya millete? Millet bu füzeye kalsın mı diyecek, yoksa füze yerleştirmek isteyen münasip yerine yerleştirsin mi diyecek?

Ne demiştik refernadumdan önce, AKP'ye evet demek, bunları daha da cesaretlendirip, dah pervasız adım atmalarına yol açacak. İşte adım adım geliyor. Millet desteğini milleti arkamıza aldık, düşmana haayır diye kullanmak yerine, millet desteği arkamızda, vatanı istediğimiz gibi peşkeş çekeriz diye kullanıyorlar. Referandumda AKP'ye evet diyenler, şimdi bu füzelere hayır diyorlar. Hayrını görsünler.

Davutoğlu, TV'de, NATO'yu sahiplenen öyle sözler sarfediyordu ki...

İhanetin, işbirlikçiliğin, satılmışlığın, pervasızlığın bu kadarına pes. İhanetin bu kadarını başka kim yapabilirdi ki?
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin
AZYA


Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ - Sayfa 3 Empty
MesajKonu: Geri: FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ   FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ - Sayfa 3 EmptyPtsi Kas. 22, 2010 1:45 pm

NATO’NUN PRESTİJİNİ KURTARMIŞLAR!

22.11.2010
--------------------------------------------------------------------------------

<![endif]-->
Portekiz basını (Publico gazetesi), 28 NATO üyesi ülke arasında, ABD Başkanı Barack Obama, NATO Genel Sekreteri Anders Fong Rasmussen, Almanya Başbakanı Angela Merkel, Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, İngiltere Başbakanı David Cameron ile Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ü başaktör olarak öne çıkarmış.
ABD Başkanı Barack Obama'nın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün koluna girerek bir kenarda 3-4 dakika süren bir görüşme yapması dikkat çekmiş.

Yapılan yorumda, ''Abdullah Gül, NATO içinde çok özel olan bir ülkeyi temsil ediyor. Doğu ve Batı arasında bulunan ve AB-NATO ilişkilerini tehlikeye atmak istemeyen Türkiye, her geçen güç bölgesinde çok daha önemli bir rol üstleniyor ve böylece adaylığını daha ciddiye alması için AB'ye baskı yapıyor. Yürüttüğü dengeli, hassas politikanın tek bir limiti var: ABD'yi öfkelendirmemek'' deniliyor..

Yine; NATO zirvesinin son günü, NATO karşıtı grupların gösterilerine sahne oluyor. 40 gösterici gözaltına alınmış

Ya Türkiye de niye tepki yok? Herkes suspus olmuş acaba! O her konuda İslam adına fetva veren ağzı salyalılar nerede?

Abdullah Gül, "NATO’nun prestijini biz koruduk, yanlış anlamaları engelledik. Türkiye’nin temel ilkelerini savunarak NATO’nun savunma örgütü olduğunu hatırlattık ve bunu pekiştirdik. Bu zirvede herkes bunu gördü" dedi.

“NATO'nun prestijini biz kurtardık” Kim diyor bunu? Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, NATO zirvesinden ayrılırken Türk gazetecilerin sorularını yanıtlarken diyor.

İngiltere’den Ödüllü, şovalye nişanlı, exter eğitimli, ABD dışişleri bakanlığı kaynaklarına göre yetiştirilen liderlerden biri..Türkiye cumhuriyeti cumhurbaşkanı!

Vay ki vay!
ABD ile 9 maddelik anlaşmayı, dışişleri bakanıyken imzaladığını bir gazeteciye açıklayan, Irak işgaline yeşil ışık yakan, yüz binlerce Müslüman’ın katledilmesine, kentlerin yakılıp yakılmasına göz yuman, ülkede Müslümanların tepkisini azaltmak için suni gündemlerle meşgul eden AKP’nin kurucularından Gül’ün bu yaklaşımı aslında şaşırtıcı değil. Irak işgali sırasında da ABD’nin demokrasi için evlatlarını feda ettiğini söylemişti.

Oysa; NATO eşittir, savaş, sömürü, kan ve gözyaşı demektir..

NATO’nun Afganistan’da ne işi var? sorusu ne olacak? Soğuk savaş döneminde Sovyetler Birliği’ne karşı batı Avrupa’yı ABD öncülüğünde savunmak amacıyla kurulan bir örgüt.

Peki NATO kime karşı savunma örgütü? Savunma için bir düşmanın olması gerek. Düşman kim ya da kimler?

Cevabı Fransa Cumhurbaşkanı veriyor. Veriyor ama Türkiye cumhurbaşkanı kamuoyuna farklı açıklama yapmaya devam ediyor.

Bakın; Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, açıklamasında, ''NATO'nun kamuya açıklanan belgelerinde hiçbir isim yer almıyor ama biz kediye kedi deriz, bugünün füze tehdidi İran'dır'' ifadesini kullanıyor.

NATO liderleri, potansiyel tehdidin kaynağını belirtmeksizin, Avrupa halkını ve topraklarını koruma amaçlı füze kalkanı sisteminin oluşturulmasını inceleme kararı almıştı.

Fransa, dün kabul edilen yeni "stratejik konsept"te ve bugün kabul edilmesi beklenen nihai bildirgede, tehdidin kaynağı olarak İran adının açıkça yer almasını isteyen ittifak ülkeleri arasında bulunuyor.

ABD odaklı bir örgüt, İslam dünyasında, vahşete, kan dökmeye, yakıp yıkmaya devam ederken hangi prestijden bahsediliyor?

Türkiye’ye mi kalmış, kanlı katil batı ülkelerinin prestijini korumak?

Yine prestij kime karşı korunmuş oluyor acaba!
İslam dünyasının dışında batı zulmünü, vahşetini, işgalini yaşayan ülkeler mi var?

Günün Sözü: Ağzından çıkan her sözün gölgen olduğunu unutma!



Prof. Dr. Nurullah AYDIN

ordumillet.com'dan
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin
AZYA


Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ - Sayfa 3 Empty
MesajKonu: Geri: FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ   FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ - Sayfa 3 EmptyPtsi Kas. 22, 2010 2:30 pm

Gerçekler madalyonun arka yüzünde/ Tufan TÜRENÇ

NATO’nun Lizbon Zirvesi’nde 28 üye ülke Amerika’nın öncülüğünde İran’a karşı kurulacak olan “füze kalkanı” sistemi üzerinde uzlaştı.

Varılan anlaşmaya göre sistemin radarları Türkiye’de konuşlandırılacak.
Strateji belgesinde anlaşmanın ayrıntıları ise yer almadı.
Lizbon Zirvesi Türk medyasında “Türkiye istediğini aldı”, “Türkiye zirveye damgasını vurdu” başlıklarıyla yer aldı.
AKP iktidarı ve yandaşları zirvenin Türkiye için “zafer” olarak kabul edilmesinin nedenini belgelerde İran’ın adının geçirilmemesi olarak gösterdi.
Ancak bütün dünya biliyor ki, Amerika bu “füze kalkanı”nı İran tehdidi için kuracak.
Gerçeği Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy dayanamayıp açıklayıverdi:
“Belgelerde isim yer almıyor ama biz kediye kedi deriz. Bugünün füze tehdidi İran’dır.”
AKP iktidarı “zafer” naralarını bir yana bırakıp sistemin radarlarının topraklarımıza yerleştirilmesi durumunda Türkiye’nin üstleneceği riskin boyutunu halka açıklamak zorundadır.
* * *
NATO zirvesi bir gerçeği daha gözler önüne serdi.
İktidarın büyük iddialarla ortaya attığı ancak hemen her konuda lafta kalan “Komşularımızla sıfır sorun” stratejisi rafa mı kaldırılacak?
Geçen yılki NATO zirvesi de Türk halkına “zafer” olarak sunulmuştu.
Danimarka eski Başbakanı Rasmussen’in NATO sekreteri olmasına karşı çıkmıştık.
Ancak Batılı ülkeler “Hayır olacak” diye bastırınca kabul etmek zorunda kalmıştık.
“ROJ TV kapatılsın”, “Rasmussen’in yardımcılığına bir Türk getirilsin” diye iki şart ileri sürmüştük
İktidar, bu şartların kabul edildiğini açıklanmıştı.
Her iki şart da yerine getirilmedi.
ROJ TV kapatılmadı. Rasmussen’in yardımcılığına da bir Türk getirilmedi.
Ama yine de insanlarımızın akıllarında o NATO zirvesinde de “zafer” kazanıldı sunumu kaldı.
* * *
Ermeni açılımını anımsayın.
O açılım AKP iktidarı tarafından bırakın “zafer”i, “Tarih yazmıyoruz, tarih yapıyoruz” diye sunulmuştu.
Yapılan o kadar büyüktü ki, tarihe bile sığmayacak bir olaydı.
Sonuç ne oldu? Sıfıra sıfır elde var sıfır...
Ya Kürt açılımı...
Silahlar susacak, anaların gözyaşları duracaktı.
Ancak ayakları yere basmayan, alelacele ilan edilen açılım Habur’da başladığı anda bitti.
Kıbrıs sorunu kendi haline bırakıldı.
Ege Denizi sorununda ikide bir “Çok büyük ilerlemeler var. Yakında mutlu sona ulaşılacak” balonları uçuruldu ama somut bir şey çıkmadı.
Yunan basınında çıkan haberlere göre karasuları sınırlarında Atina birtakım ilerlemeler elde etmişti.
Ege’nin belli yerlerinde karasuları sınırı 12 mile, bazı bölgelerde 8-10 mile kadar çıkıyor, 12 adalar bölgesinde ise bir değişiklik olmuyor.
Bu ve buna benzer haberler Yunan basınında “Türkiye bu sınırları kabul etti” şeklinde yer almaya başladı.
Bu haberler doğru mudur? İktidar bu konuda tam bir sessizlik içinde.
AB ile tam üyelik görüşmelerinde artık bir adım ilerleme bile sağlanamıyor.
AB alay eder gibi “Rumlara limanlarınızı açın, biz de iki başlığı açalım” önerisi getiriyor.
AKP iktidarı ile yandaş medyanın ikide bir attığı “zafer” başlıklarının halkı kandırmaktan başka bir şey olmadığı ortada.
Madalyonun gerçek yüzünü görenler var.
Ama ne yazık ki görmeyenler, göremeyenler, görmek istemeyenler ise çoğunlukta.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin
AZYA


Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ - Sayfa 3 Empty
MesajKonu: Geri: FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ   FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ - Sayfa 3 EmptyPtsi Kas. 22, 2010 5:46 pm

Erdoğan'dan füze kalkanı açıklaması

22.11.2010


Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, füze savunma sisteminin komuta olayının NATO'nun bundan sonraki toplantılarında belirleneceğini söyledi.


Başbakan Erdoğan, Rixos Otel'de düzenlenen Fatih Projesi imza töreni sonrasında basın mensuplarını sorularını cevapladı. Erdoğan, "İsrail ordusuna yakın bir internet sitesinde bir haber yayınladı. Türkiye'nin füze savunma sisteminin komutası konusunda hem ABD hem de NATO'yla anlaştığına dair. Sistemin komutasının bir Türk komutanda olacağı ifade ediliyor. Bu doğru mudur? Türkiye, Lizbon'da bütün taleplerinin karşılığını buldu mu?" yönündeki soruya şu cevabı verdi:

"Şu anda balistik füze savunma sistemleriyle alakalı olarak görüşülen ve açıklanan başlıklar biliyorsunuz belli. Bu başlıklardan bir tanesi savunma amaçlı olarak NATO'nun bu sistemi kurması kararı. Bir diğeri radar sistemlerinin bununla bağlantılı olarak kurulması kararı. Bir diğeri burada herhangi bir hedefin belirlenmesi kararı. Burada adil, hakça paylaşım yatırımlar noktasında bunun tespiti. Komuta olayına gelince bunlar bundan sonra yapılacak olan birleşimlerde, bir araya gelmelerde o zaman tespit edilecek. Şu anda komutası şu ülkededir diye belirlenmiş bir şey söz konusu değil. Buranın komuta sisteminin tamamıyla NATO'da olması gerektiğini söyledik ve bunu savunduk. Bundan sonraki gelişmelere göre de tavrımız ülkemizle alakalı bir konuda, gelişmeler hangi noktaya gelecek bilemediğimiz için şu anda bir şey söylemek erken olur. Komutanın kesinlikle NATO'da olması gereğini ifade ettik ve NATO, malumunuz olduğu üzere bir saldırı sistemi oluşturmuyor, bir savunma sistemi oluşturuyor. NATO'nun kuruluş amacı da saldırıya yönelik değil savunmaya yönelik bir birleşimdir, bir araya geliştir. Bundan sonraki buluşmalarda, bir araya gelişlerde hangi ülkede balistik savunma sistemi kurulacak, radar sistemleri nerede kurulacak ve ona göre de komuta hangi ülkede olacak belirlenecektir. Türkiye olarak bizim bu konudaki kararlılığımız daha önce de ifade ettiğim gibidir. Bu noktada bize karşı yaklaşım da olumludur."

NATO ile ilgili bazı siyasi parti yetkililerinin açıklamasını eleştiren Erdoğan, "Bunlar geçmişten bu yana hep olan yaklaşım tarzıdır. Bunlara da alışığız. Dikkat edilirse Lizbon Zirvesi'nde artık Rusya Federasyonu bile bu zirvenin içinde bulunmuştur, buraya katılmıştır. Dünyada bir çok şey değişiyor ama ülkemizde değişmeyen zihniyetler de maalesef var. Ben bundan sonraki birleşimlerde çok daha isabetli adımların atılacağına inanıyorum." diye konuştu.

"12 mil konusunda Türkiye ile Yunanistan'ın anlaştığına dair haberler var. Buna açıklık getirir misiniz?" yönündeki soruya ise Erdoğan, "12 mille alakalı olarak anlaşmaya varıldı diye birşey yok. Çalışmalar, görüşmeler devam ediyor. Anlaşmaya varıldığı anda zaten bunu taraflar birleşik olarak açıklamayı yaparlar. Şu şu şekilde anlaşılmıştır denir, henüz böyle birşey söz konusu değil. Görüşmeleri yetkili arkadaşlarımız devam ettiriyorlar. Ondan sonra belli bir noktaya varınca önümüze getirecekler. Gerekli açıklamayı da o zaman yaparız." diye cevap verdi.

Ayrıca, Erzurum savcısının istihbari dinlemelerin mahkemede delil olarak kabul edilmesi yönündeki sorusuna ise Erdoğan, "Erzurum savcısının bu açıklamasından doğrusu benim haberim yok ama ben size sadece şunu bir ilke olarak söyleyeyim. Tabii ki mahkeme izni olmadan bu tür bir dinlemenin yapılmasını doğru bulmamız, özgürlükler noktasında, demokrasi noktasında doğru değildir." şeklinde cevap verdi.

Sözleşmeli askerlik konusunun Bakanlar Kurulu'na bugün gelip gelmeyeceği yönündeki soruya ise Erdoğan, "Bugünkü gündemimizde bana gelen böyle bir şey yok. Olursa açıklarız." diye ifade etti.

SARKOZY'YE CEVAP

Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy'nin füze savunma sistemiyle ilgili olarak 'kediye kedi deriz' yönündeki açıklamasının hatırlatılması üzerine Erdoğan, şunları söyledi: "Bilmiyorum sayın Sarkozy'nin dediğinden siz ne anladınız da biz de kediye kedi deriz. Ama burada öyle bir hedef ortaya konmadığına göre o sadece kendi hafıza kaydı içerisinde olan neyse onları açıklıyor. Kusura bakmasın biz öyle bir şey düşünmedik. Öyle bir şey düşünmüyoruz. Bizim gündemimizde kaldı ki böyle bir şey yok. Ülkemizde bir defa böyle bir konuşlanma olacak mı olmayacak mı bi defa bu belli değil. Böyle bir şey söz konusu değil. Belli bir hedef de ortada olmadığına göre sayın Sarkozy kendisi böyle bir yorumda bulunuyor. Kendi şahsını bağlar."

TALABANİ'YE CEVAP

Diğer yandan, Irak Cumhurbaşkanı Talabani'nin, Türkiye'ye yönelik sözlerinin hatırlatılması üzerine Erdoğan, şöyle dedi: "Seçimlerde Irak'taki hiçbir siyasi partiye bizim desteğimiz olmamıştır. Her siyasi parti kendi gücü, kendi kabiliyeti içerisinde orada çalışmalarını yapmıştır, fakat seçimlerden sonra bizimle bazı istişareler yapılmıştır. Bu istişareler içerisinde sayın Talabani'nin dışında herkes gelip bizimle burada görüşmeler yapmıştır. Biz de kendilerine kanaatlerimizi düşüncelerimizi ifade etmişizdir. Olayın aslı budur."

Rum kesiminin hava sahasının ve limanların açılmasıyla ilgili soruya ise Erdoğan, şu cevabı verdi: "Bu konuyla ilgili açıklamamı ben ta Finlandiya'nın dönem başkanlığında yaptım. Eş zamanlı olarak eğer limanları açmaya hazırlarsa biz de varız dedik. Eğer eş zamanlı olarak bizimle bu tür pazarlıkların içerisine giriyorlarsa pazarlığın içerisinde biz yoğuz dedik. Bugün de aynı şeyi söylüyoruz. Eğer eş zamanlı olarak açmaya varlarsa biz de varız. Bunu zaten ilgili bakan arkadaşlarım da her zaman dile getiriyorlar. Biz de uluslararası toplantılarda dile getiriyoruz. Bizden, kimse kalkıp da farklı şeyler bu noktada beklemesin. Zaman çok da onların istediği gibi işlemiyor. Bunu da ifade etmek isterim." (CİHAN)


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin
AZYA


Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ - Sayfa 3 Empty
MesajKonu: Geri: FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ   FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ - Sayfa 3 EmptyPtsi Kas. 22, 2010 6:31 pm

Baş: Füze kalkanının hedefi İslam dünyası


BTP lideri Prof. Dr. Baş, füze savunma sisteminin hedefinin özelde İran, genelde tüm İslam coğrafyası olduğuna işaret ederek, “Projenin gizli hedefi ise Müslüman’ı Müslüman’a düşürmektir” dedi.
Hedef İslam coğrafyası
Füze savunma sisteminin hedefinin özelde İran, genelde tüm İslam coğrafyası olduğunu söyleyen BTP Genel Başkanı Haydar Baş, “Sahneye konulmak istenen oyunun adı İslam devletlerini birbirine düşürüp kırdırmaktır” dedi
Haber: Macit SOYDAN
BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Baş, füze savunma sisteminin hedefinin özelde İran, genelde tüm İslam coğrafyası olduğuna işaret ederek, “Gizli hedef ise Müslüman’ı Müslüman’a düşürmektir” dedi. Füze savunma sisteminin Türkiye’de 3 farklı bölgede konuşlandırılacağını belirten Prof. Dr. Baş, bu sistemin aynı zamanda çok ciddi bir taarruz silahı olduğuna da dikkat çekti. BTP Lideri, “Türkiye bu füze sistemin topraklarına yerleştirilmesine izin verdiği takdirde fiilen İsrail’in muhafızı olur” diyerek, sözlerini şöyle sürdürdü: “Acaba NATO Türkiye üzerinden hangi tehdidin önüne geçmek için bu sistemi Türkiye’nin sınırlarına yerleştirmek istiyor ? Hatta NATO bu konuda Rusya’dan destek istiyor. Rusya’nın da içinde olacağı, Rusya’yı da tehdit edebilecek güç kimdir? Bu olsa olsa İslam dünyasıdır. NATO şemsiyesi adı altında füze rampaları bu coğrafyaya yerleştirilecek ve bu bölgede bütün İslam alemi kontrol altına alınacak. İlaveten öyle bir noktaya yerleştirilmesi lazım ki, İslam alemini kendisine tehdit olarak gören İsrail de füze rampaları ile korunacak.”

Birinci tehdit İran
Füze sisteminin hedefinin özelde İran, genelde tüm İslam coğrafyası olduğuna işaret eden Prof. Dr. Baş, “Gizli hedef ise Müslüman’ı Müslüman’a düşürmektir” dedi. BTP Genel Başkanı, şöyle konuştu: “İsrail ile şu anda kavga halinde bulunan İran’dır. Füzeler açısından birinci tehdit İran’dır. İran için de tehdit Türkiye olur. Bir oyun sahneye konulmak isteniyor. Bu oyunun adı da İslam devletlerini birbirine düşürüp kırdırmaktır. Kabul edelim ki, İran İsrail’e nükleer saldırıda bulundu. Kim İsrail’i koruyacak? Türkiye koruyacak. Türkiye’nin koruması halinde İran’ın düşmanı kim olacak? Türkiye olacak. Bunun sonucunda Türkiye Haçlı - Yahudi safında İran’ın karşısında olacak.”

NATO şemsiyesi
ABD’nin NATO şemsiyesi altında Türkiye’ye yerleştirmek istediği füze savunma sisteminin Büyük Ortadoğu Projesi’yle de bağlantılı olduğunu söyleyen Haydar Baş, “Menzilleri çok uzun olduğu için, bütün İslam alemini bu füze rampaları ile vurmak mümkün olduğu için, BOP’un hayata geçmesi için en büyük tehdit unsurudur. Türkiye bunu yapar mı? BOP’u coğrafyasında kabul eden adam, bu adımı niye atmasın ? Eğer bu adımı atmayacaksa, neden füze savunma sisteminin Türkiye’ye yerleştirilmesine izin versin” diye konuştu. NATO’nun Afganistan’daki faaliyetlerine de dikkat çeken BTP Lideri, “ABD kontrolündeki bu ittifak vatan müdafaası yapan insanları terörist ilan ediyor” dedi.

YENİÇAĞ
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin
AZYA


Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ - Sayfa 3 Empty
MesajKonu: Geri: FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ   FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ - Sayfa 3 EmptyPtsi Kas. 22, 2010 6:33 pm

NATO BUTONA BÖYLE BASIYOR AKP iktidarı, Akdeniz’deki tatbikatta Türk savaş gemisinin çift butona rağmen
vurulmasından ders almadı. Füze kalkanında inisiyatifi yine NATO’ya teslim etti

Muavenet’i unuttular!
TOPRAKLARINA füze kalkanı kurulması ve butona basma yetkisini NATO’ya bırakan AKP, Türkiye’yi riske soktu. AKP, böylece NATO tatbikatında vurulan Muavenet muhribini ve şehitlerimizi de hiçe saymış oldu.

Ya ‘kaza’ olursa...
KararlIlIk Gösterisi-92 adlı tatbikatta ABD uçak gemisi Saratoga, çift butonlu sisteme rağmen Muavenet’i peş peşe 2 kez ’kazayla’ vurmuştu. Lizbon’da atılan imza sonrası Türkiye artık NATO’nun insafına kaldı!

12’den vuran hata!
Ekİm 1992’deki NATO tatbikatı sırasında ABD uçak gemisi Saratoga, yanlışlıkla (!) Muavenet’in kaptan köşkünü vurup 5 askerimizi şehit etmişti.



İşte NATO’nun dostluğu
Türkiye’ye füze kalkanı kurulmasında inisiyatifi tamamen NATO’ya teslim eden AKP, 1992’de Akdeniz’de gerçekleştirilen tatbikatta, çift butonlu sisteme rağmen Muavenet fırkateyninin vurulmasından ders almadı.

Haber: Macit SOYDAN
Türk topraklarına füze kalkanı kurulmasında karar verme yetkisini NATO’ya AKP’nin bir tatbikatta çift butonlu sisteme rağmen Türk savaş gemisininin vurulmasından ders almadığını gözler önüne serdi. Portekiz’in başkenti Lizbon’daki NATO devlet ve hükümet başkanları, İttifak’ın gelecek 10-15 yılını şekillendirecek yeni stratejik konsepti onaylarken, Türkiye’ye füze kalkanı kurulması konusunda da anlaşmaya varıldı. Türkiye’nin taleplerinin karşılanması üzerine AKP iktidarı, füze kalkanında inisiyatifi tamamen NATO’ya teslim etti. Bu durum, yıllar önce bir tatbikat sırasında vurulan Muavenet fırkateynini akıllara getirdi.

Muavenet’in acısı içimizde
Hatırlanacağı gibi, Ege Denizi’nde gerçekleştirilen “Kararlılık Gösterisi-92” adlı NATO tatbikatın acı bir olaya sahne olmuştu. Gerçek atışın bulunmadığı tatbikatta, Uçak gemisi Saratoga’dan ateşlenen 2 füze Türk Deniz Kuvvetleri’ne ait “TCG Muavenet Muhribi” ni enkaza çevirmişti. 2 Ekim 1992 tarihinde Amerikan uçak gemisi Saratoga’da geceyarısı hareketlilik yaşanmıştı. Saratoga personeli, Muavenet’in de aralarında bulunduğu “Yeşil Grup” a karşı en üst düzeyde alarma geçmişti. Çok geçmeden Saratoga’dan ateşlenen “Sea Sparrow” füzesi, gemimizin kaptan köşküne isabet etmiş, iki saniye sonra ikinci füze gelmişti. Peşpeşe atılan füzeler, Muavenet’in köprü üstü ve savaş harekat merkezi ile telsiz kamaralarını paramparça etmişti.

5 askerimiz şehit olmuştu
Olayda, Muavenet Fırkateyni’nin Komutanı Kurmay Yarbay Levent Kudret Güngör, Uçaksavar Yardımcı Subayı Teğmen Alper Tunga Akan, Tesis Astsubayı Serkan Haktepe, İkmal Çavuşu Mustafa Kılıç ve Er Recep Atak şehit olurken, 22 askerimiz de yaralanmıştı. ABD, çift butonlu sisteme rağmen, Türkiye’yi derinden yaralayan bu olayın kaza olduğunu açıklamıştı. Ancak, kaza olması imkansızdı. Çünkü, Saratoga mürettebatının iki atışı da tam isabet kaydetmişti. Ayrıca, “Sea Sparrow” füzelerinin ateşlenebilmesi için 6 ayrı karara ihtiyaç vardı. Ayrıca bu işlemler, ayrı ayrı odalarda bulunan personel tarafından yapılmaktaydı. Dolayısıyla füzelerin peşpeşe kazayla ateşlenmesi inandırıcı bulunmadı. Saratoga’nın Komutanı Albay James M. Drager ile saldırıdan sorumlu 7 subay sadece “disiplin cezası” aldı.

Füzeler
kasten
ateşlendi
Saldırıda bir kolunu ve bir bacağını yitiren Üsteğmen İlter Özdil, olayın asla “kaza olmadığını” söylemişti. Sea Sparrow füzelerinin başlı başına bir sistem olduğunu belirten Özdil, şunları söylemişti: “Bir kaç personelin, geminin radar ve bilgisayar sistemlerinin kombine olarak atışa karar vereceği bir silah sistemi. O sırada gemiler dost sularda, ortada tehdit yok. Şüpheli bir gemi yaklaşsa dost-düşman tanıma araçları (IFF) var. Dahası çağrı yapar kimlik sorarsın. Bunların hiç biri yapılmıyor. Gemimiz ’düşman’olarak seçiliyor ve doğrudan ateş ediliyor.” Bu arada, Amerikan uçak gemisi Saratoga tarafından vurulan Muavenet Muhribi’yle ilgili görüntüler, olaydan tam 11 yıl sonra ortaya çıktı. Saratoga uçak gemisinden yapılan çekimler, İhlas Haber Ajansı (İHA) tarafından ele geçirildi, aynı gün tüm ulusal kanallarda birinci haber olarak yayınlandı.

Bizden habersiz kullanım olmaz
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Türkiye’den habersiz füze butonuna basamayacaklarını söyledi. Milliyet gazetesinden Fikret Bila’ya anlaşmaya varılan füze kalkanıyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Gül, Türkiye’nin isteklerinin kabul gördüğünü kaydetti. Gül, şunları söyledi: “Bu konuda ön çalışmalar daha önce yapıldı. Başbakanımızın ’komuta kimde olacak, butona biz basarız’ sözleri NATO içinde Türkiye’nin de bu konuda söz sahibi olmasını ifade ediyor. Bir başka deyişle bizden habersiz kullanım olmayacak. Önemli karar alınması gereken konularda Türkiye evet demedikçe karar oluşmaz. Eğer bu savunma sistemi uygulamaya konulacaksa komutanın içinde biz de olacağız. Bu sistemle bütün NATO üyesi ülkelerin toprakları, halkları ve tabii ki askeri tesisleri füze saldırılarına karşı korunacak.”

YENİÇAĞ
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin
AZYA


Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ - Sayfa 3 Empty
MesajKonu: Geri: FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ   FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ - Sayfa 3 EmptyPtsi Kas. 22, 2010 6:49 pm

21 Kasım 2010 Arslan BULUTarslanbulut@yenicaggazetesi.com.tr

Yeni Haçlı Seferi:Önce ödül, sonra füze kalkanı!


Füze kalkanı konusunda NATO’da alınan kararı, neredeyse bütün basın, “Türkiye’nin dediği oldu” diye yorumladı
Türkiye’nin dediği neydi peki?
Tayip Erdoğan, “Komuta kimde olacak, butona biz basarız” demedi mi? Abdullah Gül, “Eğer bu savunma sistemi uygulamaya konulacaksa komutanın içinde biz de olacağız” demedi mi?
Peki alınan kararda “Türkiye’den habersiz kullanma olmayacak” diye bir madde var mı? Yok!
Evet, Türkiye’nin “Hedef ülke gösterilmesin, Savunma sistemi bütün Türkiye’yi ve bütün NATO ülkelerini kapsasın, herkes maliyetlere eşit olarak katılsın” gibi önerileri kabul gördü ama, Türkiye topraklarında kurulacak sistemin düğmesine canı istediği zaman, NATO adına Amerikalılar basacaksa, Türkiye’nin dediği nasıl kabul edilmiş oluyor?

***
Abdullah Gül, eksen kayması haberlerinin Türkiye üzerinde psikolojik bir operasyon olarak ortaya atıldığını belirterek “Türkiye, tarihini, jeopolitik önemini kullanmamış. Eksen o zaman yanlışmış. Şimdi doğru yerine oturuyor. Türkiye şimdi tarihini ve jeopolitik önemini kavradı. Bunlardan yararlanıyor ve çok daha etkili oluyor, tarihini ve coğrafyasını kullanıyor” diyor.
Evet füze kalkanı, Türkiye’nin sadece ayağına pranga geçirmiyor, gözlerini de teslim alıyor. Türkiye, bundan sonra, çevresindeki ülkelere ve kendi coğrafyasına fiilen Amerikan gözü ile bakacak! Eksen, yerine oturuyor!
Bir saldırı anında Türkiye’ye gönderilen füze, yine Türkiye topraklarında vurulacak! Gönderilen füze, nükleer başlık taşıyor ve Türkiye üzerinden geçiyorsa, NATO, bu füzeleri Türkiye hava sahasında patlatacak! Nükleer serpinti, Türkiye’ye yayılacak. Hiçbir saldırı olmasa bile kurulan üs, Türk hava sahasını bütünüyle kontrol altında tutacak! NATO tatbikatında Muavenet gemimizi vuran ABD değil miydi? Dilerse havadaki bütün Türk savaş uçaklarını vurabilir mi bu sistem? Vurabilir elbette!

***

Necmettin Erbakan “Avrupa Birliği’ne almıyorlar, Avrupa Konseyi’nin dönem başkanlığını veriyorlar, G-20’ye alıyorlar, okşayıp yutma taktiği güdüyorlar. Bu adam ‘AB’ye gireceğim’ diyor, İslam aleminden Hıristiyan alemine girmek istiyor. Bizden alıp Siyonizme vermek istiyor, Türkiye İsrail’e vilayet yapılmak isteniyor” derken haksız mı?
NATO zirvesine katılan ABD Başkanı Barack Obama, bir zamanlar Brejnev Doktrini olarak bilinen “Bir sosyalist ülkeye yapılan saldırı bütün sosyalist ülkelere yapılmış sayılır” ifadesini “Bir NATO ülkesine yapılmış saldırı, tüm NATO üyelerine yapılmış sayılır” diye değiştirerek kullandı.
Burada ilginç olan Rusya’nın da zirveye katılması ve sisteme dahil edilmek istenmesi. Rusya da buna gönüllü!
Peki o halde hem Rusya hem ABD’yi kıtalararası balistik füzelerle kim tehdit edebilir?
Asıl olarak Çin elbette. Tabii Pakistan, Hindistan ve Kuzey Kore’nin de nükleer gücü var!
Bununla birlikte hedef, İslam dünyasını ve önce İran ve Suriye’yi kontrol altına almak! Yoksa Türkiye, İslam’ı tehdit olarak algılayan ve amblemi Haç olan NATO ittifakının bu yeni Haçlı Seferi’nden korunmak için mi füze kalkanının kendi ülkesinde kurulmasını kabul ediyor?

***

Diğer taraftan Abdullah Gül’e “yılın devlet adamı ödülü”nü veren ve Sevr Antlaşması’nı hazırlayan kuruluş olarak bilinen Chatham House’un Türkiye uzmanı Fadi Hakura, “NATO belgesinde İran’ın adının geçip geçmemesi teorik anlamda önemli. Ama pratikte bu füze savunma sistemi İran’ı hedef alıyor. Türkiye için Washington’a ‘hayır’ demek çok zor olacak” diyor.
İngiltere’nin Chatham House kuruluşu, Abdullah Gül’e ABD’nin füze kalkanına imza atması için mi ödül verdi yoksa? Abdullah Gül’e yüksek lisans eğitimini İngiltere, bursu ise ABD Dışişleri Bakanlığı vermişti ne de olsa!

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin
AZYA


Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ - Sayfa 3 Empty
MesajKonu: Geri: FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ   FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ - Sayfa 3 EmptyPtsi Kas. 22, 2010 7:01 pm

22 Kasım 2010

Selcan TAŞÇI
YENİÇAĞ
selcantasci@gmail.com

NATO’nun narkozcusu

Gül “İstediğimizi aldık” diyor ama köşe yazarları hiç de onun gibi düşünmüyor. Dün gazetelerin gündeminde ilk sırada yer alan ‘füze kalkanı’ konusu, Türkiye’den bakınca, Lizbon’dan göründüğü gibi görünmüyor galiba
Uyu!.. Türk halkı uyu!..
Çok etkili bir narkoz oldu. Narkozlama görevini de Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e verdiler.
“İstediğimizi aldık” diyor.
Türkiye’nin dediği oldu.
Füze kalkanını yastık yaptılar; “uyu Türkiye halkı uyu pozisyonu” tamamlandı. Anadolu topraklarına İran’ın atacağı nükleer başlıklı füzeleri anında izleyecek radar sistemi (füze kalkanı) konulacak. Bizim topraklarımıza yerleştirilecek radarların mesajını Türkiye mi okuyacak?
Hayır.
Tetiği Türkiye mi tutacak?
Hayır.
Vur emrini Türkiye mi verecek?
Hayır.
Yetkiyi Türkiye mi kullanacak?
Hayır.
Bir Türk subayının komuta merkezinde bulunması; Türkiye’nin vur emri verme, tetiği çekme, yetkiyi kullanması için yeterli olacak mı?
Hayır.
Bu kadar “hayır”a rağmen Cumhurbaşkanı Gül, uçağına doldurup Lizbon’a götürdüğü gazetecilere; “İstediğimizi aldık. Türkiye’nin dediği oldu” diye yazmaları için bilgi verdi. Bizim Dışişleri Bakanı Davutoğlu da uyutma narkozunun dozunu biraz daha arttırarak; “Biz burada partner değiliz, NATO’nun sahibi biziz. Türkiye’siz NATO yok...” deyiverdi.
Uyu Türkiye uyu...
ABD baskısından mı korktunuz
İktidar över gazeteciler, çok cins!
Uçağa binice kendilerini unutuyorlar.
Şu çok basit soruyu sormuyorlar:
“Bizim topraklarımıza koymaya evet dediğimiz” füze kalkanı sistemini “NATO yani onun asıl patronu ABD, önce Polonya ile Çek Cumhuriyeti’ne koymak istedi. Polonya halkı isyan etti. Çek halkı da istemedi. Polonya halkı ile Çek halkının ”nükleer serpinti tehlikesi yüzünden“ topraklarına istemediği füze kalkanını siz Türkiye’ye yerleştirmeyi neden kabul ettiniz? Bu kalkan aslında İran’ın atacağı nükleer başlıklı füzeler karşısında İsrail’i korumak için yerleştiriliyor. Türkiye komşu ve sizin dindaş ülke kabul ettiğiniz İran ile durduk yerde düşman hale getiriliyor. Siz bunu bile bile, kabul ettiğinize göre ABD’nin baskısından mı korktunuz?”
Bu soruya cevap yok.
Yüksek derecede uyutma var.
Diyorlar ki, “imzalanan metinde NATO’nun komşumuz İran’ı düşman olarak gördüğü ifadesi yer almadı. Bu da Türkiye’nin dediğinin olduğu anlamına geliyor.”
İran bal gibi de hedef ülke
Çok değil üç hafta önce Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e Londra’da “Yılın Devlet Adamı” ödülünü veren düşünce kuruluşu Chatham House’un Türkiye uzmanı Fadi Hukura dün bu konuda gerçeği söyledi:
“Türkiye’nin NATO belgelerinde İran’ın hedef ülke diye yazılmasına itirazı kabul edildi. Ancak birşey fark etmeyecek. Çünkü füze sistemi gerçekten İran’ın nükleer kabiliyetini hedef alıyor. Amerikan yönetimi bunu pek çok kez açıkça söyledi.”
İran’ın asıl düşmanı İsrail!
Türkiye, İsrail’in kalkanı oldu.
İstediğimiz bu muydu?
(...)
* Necati Doğru / Sözcü

++++++

Tetikte kimin parmağı olacak
Lizbon’dan gelen haber mutlu bir tonda aktarılıyor:
“Füze kalkanı konusunda anlaşmaya varıldı.”
Bizim kamuoyunu sakinleştirmek için hükümet kimi şartlar öne
sürmüştü.
Mesela antlaşmada “İran” adından söz edilmemesini istemiştik.
Bu isteğimiz kabul edilmiş!..
Ne var ki, minare kılıfına sığmıyor.
Associated Press Ajansı dün kalkanın İran’a karşı kurulduğunu açık açık bildirmekteydi...
CHP Milletvekili Onur Öymen
diyor ki:
“Esas sorulması gereken bu sistemin kullanılmasında Türkiye’nin rolünün ne olacağıdır. Tetikte kimin parmağı olacaktır? Ülkemizi hedefleyen bir saldırı halinde bu sistemin kullanılacağının garantisi var mıdır?
Türkiye sistemin kullanılmasının kendi güvenliği açısından büyük
sakınca doğuracağı durumlarda
bunu engelleyebilecek güce sahip
olacak mıdır?”
CHP direksiyonu AKP’ye bıraktı
Onur Öymen bu soruları kendi adına soruyor ama CHP sormuyor. CHP yönetimi bu konularla ilgisiz. Nedense önemli tüm
konularda direksiyonu AKP’ye bırakmış
durumdalar.
* Melih Aşık / Milliyet

++++++

Türkiye İsrail’e kurban ve kalkan oldu
Haydi gözünüz aydın benim sevgili Müslüman kardeşlerim. İsrail’e kalkan olduğunuz için kendinizi sanıyorum mutlu hissediyorsunuzdur.
Hani meşhur van münit çeken başbakanımız var ya... İşte Sayın Erdoğan’ın bu kutlu iktidarı döneminde; bundan sonra kimse İsrail’i füze ile tehdit edemeyecek. Nereden çıkarıyorsunuz diye sormayın... Türkiye’ye kurulacak füze kalkanı İsrail’e atılabilecek bir İran füzesini havada imha etmek için getiriliyor ülkemize...
Lizbon göz boyamaydı
Sistemin komutası ABD’de olacak. Üstüne üstlük kalkan adı altında ülkemize yerleştirilecek Amerikan füzeleri, Almanya’daki Amerikan üssünden idare edilecek. Yani; biz, bir çöplük gibi kullanılacağız.
Siz, hükümetin bu konuda pazarlık yaptığını mı sanıyorsunuz?
Amerikan tarafı, Dışişleri Bakanımız Davutoğlu’nun bu füze kalkanı projesine evet dediğini çoktan açıkladı.
Lizbon görüşmeleri, tamamen göz
boyama. Millet, Başbakan Erdoğan’a kızmasın diye oraya AKP Cumhurbaşkanı Gül’ü gönderdiler. Başbakan Erdoğan’ın, pazarlık yapıyoruz, şartlarımız var havası da sadece içerideki biz saf seçmenleri kandırmaya yönelik. Gazeteler de Lizbon teslimiyetini zafer gibi göstererek işin üstünü örtmek peşindeler.
Tekrar ediyorum: Başbakan Erdoğan, İsrail cumhurbaşkanına van münit diye hava atması da Mavi Marmara gemisine baskından sonraki kayıkçı kavgası da işte İsrail’e kurban, pardon kalkan edilen Türkiye gerçeğini saklamak içindi.
* Rıza Zelyut / Güneş

++++++
Tam bir çelişkiler yumağı
NATO artık ülkeler ittifakı olmaktan çıktı ve bir çelişkiler yumağına dönüştü. Eski düşmanı Rusya artık işbirliği yaptığı bir ülke, eskiden karşı safta olanlar yanında, ancak düşmanının kim olduğu, tehdidin nereden geleceği bilinmiyor. İran NATO’yu bir tehdit olarak görmediğini söylerken bazı Avrupa ülkelerinin ve Çin’in desteğini almış olabilir. Türkiye’nin kararsızlığı bu gücün ABD karşısında denge sağlayacak kadar güçlü olduğunu düşünmesinden kaynaklanıyor olabilir. Yani ABD artık tek güç değildir ve dünya tek kutuplu olmaktan çıkmış sayılmaktadır. NATO zirvesi dünya ölçeğinde büyük bir dönüşümün başlangıcı sayılabilir. Geçmişte bir savunma örgütü maskesi altında ABD’nin Batı Avrupa üzerindeki egemenliğini sağlayan NATO bu rolünü kaybedecek ve yeni ittifakların yolunu açacaktır. Yeni dengede üç nirengi noktasından söz edilebilir. Bunların ABD, Rusya ve Çin olduğu söylenebilir. Bazı AB ülkelerinin Rusya’ya, Ortadoğu’da azalan ABD etkisinin yerini doldurmak isteyenlerin, Çin’e yaklaşacakları ve ABD’nin kalanlarla yetineceği anlaşılmaktadır. (...) Kilit ülke konumunda olmak tüm ihtimaller için yararlı olmak anlamına gelir. Türkiye yeni dengenin oluşmasında belirleyici konumdadır.
Ancak bu rolü oynamanın temel şartı ülke içinde tam anlamıyla egemen olmak, bu güçlerden herhangi birinin yapacağı operasyonları etkisiz kılacak kadar güçlü olmaktır. Şu anda herkese mavi boncuk dağıtan konumundayız. Taraflardan biri gelişmeleri aleyhine yorumlarsa problemlerle karşılaşabiliriz. Çünkü dünya üzerindeki dengeler idealler yönünde değil hesaplar üzerinden kurulmaktadır.
* Mahir Kaynak / Star

Son derece olumlu olan bu manzara gerçek olabilir mi? Herkesin birbiriyle dost olduğu, sadece bazı devlet dışı terör eylemlerinin sorun yarattığı bir dünyada mı yaşıyoruz?


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin
AZYA


Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ - Sayfa 3 Empty
MesajKonu: Geri: FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ   FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ - Sayfa 3 EmptyPtsi Kas. 22, 2010 7:11 pm

22 Kasım 2010





Olmak ya da Olmamak

Mehmet Bedri Gültekin



“Sıfır sorun” mu? Ateşe sürülmek mi?



Basının “Amiral gemisi” olduğu söylenen Hürriyet gazetesinin 21 Kasım tarihli manşeti “Sarko’ya Gül ayarı” şeklindeydi.

Hürriyet gazetesi, Lizbon’daki NATO zirvesinde kabul edilen füze kalkanı kararında, İran’ın adının geçmeyişinin bir önemi olmadığını söyleyen Sarkozy’nin; “kediye kedi deriz. Tehdit İran’dan geliyor” yollu açıklamasına, Abdullah Gül’ün verdiği sözümona cevabı, manşetinden böyle duyuruyor.

İşte AKP, tam sekiz yıldır Basına operasyonu, bu manşetleri attırmak için yaptı.

Aydın Doğan’a dört milyarlık vergi cezaları, bu manşeti almak için verildi.

Bekir Coşkun, Emin Çölaşan ve Oktay Ekşiler bu manşet için gazetelerinden kovuldu.

Sadece Hürriyet gazetesi ve vergi cezaları benzeri baskı yöntemleri ile teslim alınan diğer Holding basını değil, sayıları bir elin parmağını geçmeyecek sayıda gazete hariç diğer bütün gazeteler AKP’nin Lizbon’da kazandığı “Büyük Zafer”i yazdılar.

Star gazetesi ve Atv televizyonu, Devlet olanakları kullanılarak, son derece uygun koşullarla 750 milyon dolar kredi verilmesi sonucu işte bu günler için yandaşlara aldırılmıştı.

Fethullahçı ve dinci basını saymaya gerek yok. Onlar tam doksan yıldır düşünü gördükleri iktidar nimetinin başına oturmuş durumdalar. Görevlerini yapmaya devam ediyorlar.

Peki, yüz ayrı kanaldan ve gazeteden ve hep bir ağızdan bir yalan propaganda edildiği zaman, o yalan gerçek mi olmuş oluyor?



AMERİKAN ÇUVALI

Yalanı gerçek yapacak bir icadı insanoğlu henüz yapmış değil.

Emperyalistlerin ve işbirlikçilerinin günümüzde son derece modern olanaklarla uyguladıkları psikolojik savaşın Piri Göbels’ten bu yana, bu yöntemle kazanılmış olan bir savaş da yok!

Göbelsin mirasını Amerika devraldı ve tam 65 yıldır dünyanın her tarafında uyguluyor.

Ama Amerika her yerde yenilmekten kurtulamadı.

Psikolojik savaş yöntemleri Vietnam’da, Irak’ta, Afganistan’da giderek daha da geliştirildi ama bütün bu yerlerde alınan sonuçlar gözler önünde.

Amerika, son büyük operasyonunu şimdi Türkiye’de uyguluyor. Yalanı propaganda etmede biraz daha ustalaşmış durumdalar.

Amerika’nın Türkiye’nin başına geçirmeye çalıştığı son çuvalın adı “Füze Kalkanı”dır. Ve binbir yalanla başımızı gönüllü olarak bu çuvala uzatmamızı istiyorlar.



“İRAN HEDEF DEĞİL” YALANI

AKP’nin en büyük yalanı, Türkiye’ye konuşlanacak Füze Kalkanı’nın İran dâhil hiçbir ülkeyi hedef almadığı iddiasıdır.

Madem hiçbir ülkeyi hedef almıyor, “O halde bu kadar gürültüye, bu kadar masrafa ne gerek var?” diye sormazlar mı adama?

Sarkozy’nin “Biz kediye kedi deriz. Avrupa’ya tehdit İran’dan geliyor” sözlerini nereye koyacaksınız? Hürriyet gazetesine manşet attırmak sizi kurtarmaz ve bir gerçeği ortadan kaldırmaz!

Madem İran’ı hedef almıyordu, o halde İran’ın yaptığı açıklamaya ne diyeceksiniz? Öte yandan İran, Türkiye’ye konuşlanacak Füze kalkanının kendisini hedef alacağını açıkladı.

Ve gene İran, “Füze Kalkanı” kararının açıklandığı günün ertesinde, kendi füze kalkanının tatbikatını yaptı. 100 kilometre uzaktaki hedefi kendi ürettiği füze ile vurdu.



GERÇEK AMAÇ

Füze Kalkanı üzerine çok şey söylenebilir. Ama esas amacın Türkiye ile Asya coğrafyası arasına kama sokmak olduğunu söyleyebiliriz.

Söz konusu “Kalkan”; Yunanistan, Kıbrıs Rum Kesimi, Bulgaristan ve Romanya’ya da kurulabilirdi.

Ama Amerika Türkiye’de ısrar etti. Ve AKP sayesinde şimdilik ilk raundu almış görünüyor.

ABD’nin Türkiye ısrarı, Türkiye’nin son yıllarda nesnel olarak içine girdiği yönelimle ilgilidir.

Rusya Türkiye’nin en büyük dış ticaret ortağıdır. Çin ile daha yeni çok sayıda stratejik anlaşma imzalandı. İki ülke arasında işbirliği çeşitli alanlarda hızla gelişiyor.

Türkiye’nin İran ve Suriye başta olmak üzere İslam dünyası ile ilişkileri de Amerika’yı rahatsız edecek ölçüde gelişmektedir.

Asya yükselmekte, Batı ise çökmektedir. İşte bu koşullarda Türkiye’nin 60 yıldır kendisini bağladığı Atlantik ittifakı ile yaptığı işbirliğinin zemini büyük bir hızla kaybolmaktadır.

Türkiye’nin bu koşullarda “saf değiştirmesi” ise dünya dengelerinin alt üst olması, Batı’nın kaçınılmaz çöküşünün yaklaşması demektir.

Onun için Türkiye’nin Asya coğrafyası ile olan yakınlaşmasının dinamitlenmesi gerekmektedir.

Füze Kalkanı Türkiye’ye bunun için kuruluyor.



“KOMŞULARLA SIFIR SORUN” YALANI

Öte yandan bu Füze Kalkanı kararı ile birlikte AKP’nin bir yalanı daha gözler önüne serilmiş oldu.

Hani komşularla sıfır sorun politikası uygulanıyordu.

Bırakın sıfır sorunu, tam 372 yıldır aramızda en ufak bir sorunun olmadığı İran ile, Amerikan çıkarları uğruna karşı karşıya geliyoruz.

Yakın komşuları da bir yana bırakalım. Türkiye konuşlanacak olan “Füze Kalkanı’nın gerçek hedefi Çin Halk Cumhuriyeti’dir ve Rusya Federasyonudur.

Kısacası bırakın “sıfır sorun”u, AKP, Amerikan çıkarları uğruna, Türkiye’yi bütün bir Asya kıtası ile karşı karşıya getirmektedir.

Kısacası Türkiye ateşe atılmaktadır.

Tabii milletimiz buna izin verirse…

mbgultekin@ip.org.tr

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Erhan Eren




Mesaj Sayısı : 76
Reputation : 0
Kayıt tarihi : 17/05/09

FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ - Sayfa 3 Empty
MesajKonu: Geri: FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ   FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ - Sayfa 3 EmptyPtsi Kas. 22, 2010 7:47 pm

i Akit yazarı Ersoy Dede, açıklananın aksine füze kalkanında komutanın Türkiye'de olmadığını savundu.


HABERVAKTİM-

Dede, yazarı olduğu Yeni Akit okuyucularının “Füze kalkanında Türkiye'nin dediği oldu” yönündeki açıklamaları yemeyeceğini kaydetti:

“Bunların boş laf olduğunu söylememe sanırım gerek yok. Zira siz zaten YENİ AKİT okurlarısınız. Bunu yemezsiniz.”

Dede'ye göre Cumhurbaşkanı Gül, Başbakan Erdoğan, Dışişleri Bakanı Davutoğlu aksini söylese de füze kalkanında gelinen son nokta, İran'ın artık düşmanımız olduğunu gösteriyor.

Türkiye'de kurulacak füze kalkanıyla ilgili anlatılanların hepsi yalan!

İŞTE DEDE'NİN YAZISI

İran artık düşmanımızdır

“Ne dediysek o”.. Hayatımda en nefret ettiğim laftır ama, bu defa hatırlatmakta yarar var.
Geçen hafta, Başbakan “Kimse bize emrivaki yapamaz. Komuta meselesi çözülmeden böyle bir projeye ‘evet' deme ihtimalimiz yok” derken, biz bu sütunda, işin bittiğini ve komutanın bize geçmediğini duyurmuştuk. Neticede dediğimiz gibi oldu..

¥

Daha Lizbon Zirvesi başlamadan projenin onaylandığı aslında dikkatli her yurttaş tarafından fark edilirdi.. Zira, Cumhurbaşkanı Gül, hükümet ve devlet başkanlarına füze kalkanıyla ilgili mektup yazdığını ifade etmişti.. Mektupta ise, füze kalkanının tarafımızdan kabul edildiği yazıyordu.. Sonra Davutoğlu geçti kameralar karşısına ve “İran ismi yazılmadan belgeyi onaylayacaklarını” açıkladı.. Yani Başbakan Seul'de aksini söylerken aslında Türkiye açısından iş bitmişti.. Şimdi Türkiye'de meseleyi savunan kesimler bunun saldırı değil, savunma amaçlı olacağını anlatacaklar uzun uzun. Tek bir düşmanı hedeflemeyeceğini, anlaşmalar içinde düşman ülke ismi zikredilmediğini anlatacaklar.. Bunların boş laf olduğunu söylememe sanırım gerek yok. Zira siz zaten YENİ AKİT okurlarısınız. Bunu yemezsiniz.

¥

Bakın şimdi bu anlatılanların neden “yalan” olduğunu söyleyeyim size.. Birincisi daha yeni Sn.Cumhurbaşkanı'nın yakasına taktığı bir nişan vardı. Kraliçe'nin hamisi olduğu Kraliyet Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nün geleneksel yılın devlet adamı ödülü. O ödülü veren düşünce kuruluşunun Türkiye masası direktörü Fadi Hakura'nın BBC'ye verdiği mülakatı hatırlayalım; “.. Türkiye, ABD'ye “hayır” diyemez... Bu füze sistemi gerçekten İran'ın nükleer kabiliyetini, bir ölçüde de Suriye'yi hedef alıyor. Ama başta İran tabii. Amerikan yönetimi bunu pek çok kez açıkça söyledi. Nato belgesinde İran'ın adının geçip geçmemesi teorik anlamda önemli. Ama pratikte bu füze savunma sistemi İran'ı hedef alıyor...”

Ve 17 Mayıs 2010'da kaleme alınan NATO konseptini de unutmayalım. Büyükelçi Ümit Pamir'in de yazımına bizzat katıldığı uzmanlar kurulunun kaleminden çıkan metinde, İran'ın füzelerine karşı Nato'nun önlem alması gerektiği de açıkça yazılmış durumda.

¥

Peki Lizbon'da ne oldu? Koltuğumuzun altında üç temel taleple gitmiştik Lizbon'a.. Bu taleplerden “yerine getirildi” denilen ikisini biliyoruz. Hedef ülke ismi kaydedilmesin ve savunma sistemi, tüm NATO ülkelerini kapsasın.. Şu Nato meselelerinden anladığını iddia eden biri bana, bugüne kadar doğrudan hedef teşkil ettikleri Sovyetler Birliği (- ki bugünlerde içlerine almaya çalıştıklarını görüyoruz) dışında bir ülkenin isminin zikredildiğini hatırlatabilir mi? Kuzey Kore NATO'nun hedefinde miydi? (hani bizi NATO'ya aldıran ünlü Kore savaşı).. Şimdi İran'ın isminin zikredilmemiş ya da kayıtlara geçirilmemiş olmasını kazanım saymamızı nasıl beklerler? Sonra elbette savunma sistemi için NATO ülkelerinin tamamını kapsayan bir konsept üzerinde mutabakata varıldı.. Ancak ilk etapta Ortadoğu'dan gelecek tehditler için Türkiye'ye radar ve füze savardan oluşan iki bölüm konmasının yeterli olduğu söylenecek. Sonrası için zaten konsept değişecek. Bir daha hiçbir ülkeye böyle bir sistem kurulmasına gerek kalmayacak. Peki Başbakan'ın olmazsa olmazı “komuta kontrol” ne oldu? Geçmiş olsun.. Ve bir geçmiş olsun daha.. Zira; Davutoğlu'nun, “komşularla sıfır problem” tezi çökmüştür.

Kalın sağlıcakla.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin
AZYA


Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ - Sayfa 3 Empty
MesajKonu: Geri: FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ   FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ - Sayfa 3 EmptySalı Kas. 23, 2010 10:24 am

NATO ZİRVESİNDE ASLINDA NELER OLDU


Barış Zeren
22.11.2010

Lizbon’da gerçekleşen NATO zirvesi iyimser beyanatlarla bitti. Yeni bir stratejinin benimsendiği, AB ile ABD arasında beklenmedik konularda uyum sağlandığı, bunlarla bağlantılı ve en önemli olarak da Rusya’yla olan karşıtlığın ortadan kaldırıldığı dile getirildi. Bununla birlikte 1999 yılında hazırladığı bir önceki strateji konseptinin başarısızlığı ve bundan doğan sonuçlar yanında, NATO’nun bu zirvedeki iyimserliği oldukça aldatıcı görünüyor.

BİR YALAN MAKİNASI OLARAK TÜRK BASINI

Aldatma deyince, kuşkusuz kendimizden başlamak gerekiyor. Türk basını, NATO zirvesi konusundaki haberleriyle, birkaç dürüst yazar haricinde, bir yalan makinasına döndüğünü kanıtlamıştır. Bu yalan makinasına yanıt yetiştirmenin çok güç ve anlamsız olduğunu sanıyorum. Çünkü bu seri üretimin doğrularla durdurulması mümkün değildir. Ayrıca bir makina kabilinden otomatik yalan ürettiği için, kimsenin bu yalanlara inanmıyor olması da makinayı ilgilendirmemektedir. Amacı doğruyu söylemek, insanları inandırmak vs değil. O yalnızca yapması gerekeni yapıyor.
Anlaşılan, füze kalkanının düğmesini denetimine alamayan Abdullah Gül, zirvenin sonunda elindeki haber üretme makinasının düğmesine basmakla yetinmek zorunda kalmıştır.
NATO’NUN YENİ STRATEJİSİ
Öyleyse bu seri yalan üretimini bırakıp zirvede çıkan sonucun anlamını ve gerilimleri anlamaya çalışalım: NATO zirvesinde gerçekte ne oldu?
NATO, Avrupa Birliği inisiyatifiyle oldukça saldırgan bir stratejik değişikliğe gitti. Atlantik Konseyi Strateji Danışmanları grubundan Rob de Wijk’e göre örgüt, toprakların korunmasından stratejik çıkarların korunmasına yönelmiş durumda. “Stratejik çıkar”, zaten Afganistan müdahalesinde gündeme gelen ve uygulanan bir ilkeydi, ama ABD’nin, buna dayanarak Afganistan’a müdahaleye müttefiklerini ikna etmek için ittifakın hukuksal çatısını epey zorlaması gerekmişti.
Lizbon zirvesinde bu güçlük ortadan kalkıyor. Bu kararlara göre, NATO Afganistan’daki varlığını bitirirken, çok daha esnek bir müdahale gücü haline gelmiş bulunuyor; liderlerin bunu “uzun zamandır yapılması gereken bir değişiklik” olarak tanımlamış olmaları rastlantı değildir.
NATO’nun önceki düşmanları Varşova Paktı, sonra Rusya ya da olsa olsa herhangi bir ülkenin imkanlarını sömüren “terörist” gruplardı. Şimdi ise, siber terörden nükleer silahlanmaya kadar pek çok alanda “nokta” vuruşları yapabilecek bir kapasite öngörülmektedir. Başka deyişle, NATO için düşmanın artık adı yoktur ve NATO ülkeleri, sayılan potansiyel tehditlerden biri saptandığında, bunu bertaraf etmeye yönelebilecektir.
Bu, Bush dönemine özgü ağır militarist doktrin olan “önleyici vuruş” anlayışını andırıyor. Nitekim, bu yılın başlarında da, NATO’nun çağrısıyla yapılan, özel uzmanlardan oluşan bir grubun panelinde bu strateji değişikliği gündeme getirildi. Panele, Clinton döneminde Yugoslavya Savaşı’nı ve parçalanma sürecini yönetmiş olan, kuvvet kullanımında mütereddit Colin Powell’a “Eğer kullanamayacaksak bu büyük orduyu elde tutmanın anlamı ne?” diyen, yeni muhafazakarlara en yakın adlardan Madeleine Albright başkanlık ediyordu. Albright, bir önceki, 1999’daki doktrinin de kurucuları arasındadır.
Başka deyişle, NATO’nun bu yeni militarist anlayışı, bir süredir “çok-taraflı” biçimde tartışılıyor, örülüyordu. Dolayısıyla, Abdullah Gül’ün ya da Tayyip Erdoğan’ın “İran” adını geçirmemesi NATO’nun yeni doktrini açısından hiçbir önem taşımamaktadır. NATO, İran’a müdahale seferberliğini rahatlatacak kararları almış bulunuyor.
SARKOZY MEMNUN
Bu noktada, Sarkozy’nin tutumu dikkat çekicidir. Sarkozy, aslında pek çok NATO liderince de gereksiz görülen bir ısrarla “İran” adını bir resmi tehdit olarak onaylatmak istiyordu. Bu tutumu, uzun süredir istikrarla sürdürdüğü kökten İsrail-yanlısı ve –Yeşil protesto döneminde doruğa çıkan– İran-karşıtı dış politikasıyla tutarlıydı. Sarkozy’nin bu isteği, Abdullah Gül’ün değil, başından beri İsrail’i biraz dizginlemeye çalışan Obama’nın telkinleriyle geri çevrildi. Resmi açıklamada yer almadı, ama muhtemelen bir pazarlık sonucunda, Sarkozy, NATO’nun hedefindeki ülkenin İran olduğunu toplantı sonunda ilan edebildi.
Fransa basını, Sarkozy’nin zirveden memnun ayrıldığında hemfikir. Fransa Cumhurbaşkanı’nın önceden gözettiği üç nokta istediği gibi sonuçlandı: Füze kalkanı projesi tek-taraflı (yalnızca ABD’nin gereksinmelerine göre) tasarlanmadı, AB’ye maliyeti düşük (Türkiye’ye maliyeti belirsiz) ve en önemlisi, Rusya’yı karşısına almadan gerçekleşti.
RUSYA SÜRPRİZİ Mİ?
Lizbon sürecinin en çarpıcı sonuçlarından biri de Rusya’nın tehditler arasından çıkarılıp müttefik ülke konumuna çekilmesi olarak görülüyor. İran aleyhine bu kadar net kararların alındığı bir süreçte, Medvedev’in doğrudan görüşmelere davet edilmesi, karşılıklı verilen olumlu mesajlar, Rusya’nın İran-Çin çizgisini bırakıp Batı’ya mı yanaştığı sorusunu gündeme getiriyor.
Burada vurgulanması gereken ilk nokta şudur: NATO’nun yeni doktrininde Rusya’yla karşıtlığın törpülenmesi, Rusya’dan önce NATO ülkeleri için bir zorunluluktu. Çünkü Bush yönetimi sırasında kurulmuş Avrupa güvenlik dengesi, ABD destekli renkli darbe rejimlerinin art arda çöküşüyle iflas etmişti.
Burada can alıcı eşik, 2008 yazındaki Gürcistan savaşıdır. Bu savaşta bir renkli darbe hükümetini ağır yenilgiye uğratan Medvedev-Putin Rusyası, tek kutuplu dünya düzeninin sona erdiğini, ayrıca Batı’nın –Doğu Avrupa’ya füze savunma sistemi kurmaya dayalı– güvenlik stratejisinin de geçersiz olduğunu ilan etti.
Bu “kırmızı çizgilerden” sonra, Batı elindeki diplomatik hareket sahasını yitirdi. Ukrayna’dan Kırgızistan’daki ayaklanmaya kadar birer domino taşı gibi düşen rejimleri artık ne AB ne de ABD korumaya gönüllüydü. Moldovya’daki renkli darbe girişimine, Batı’dan hiçbir destek gelmeyince darbeciler iki günde çöküyordu.
Bir alternatif, Kafkaslar’da Gürcistan yerine yeni müttefikler bulmaktı. Odatv’de çokça yazdık: İsrail’in, Ermenistan ve Azerbaycan’la ilişkileri geliştirmesi bu dönemdedir. Ermenistan’a “Gül” gönderilmesi, iki ülke arasındaki Karabağ gibi sorunların çözümü, gene bu kapsamdaydı. Söz konusu olan, ABD’nin görece mesafeli kaldığı, AB’nin ise etkin biçimde desteklediği bir “İran’ı kuşatma” stratejisiydi.
Rusya ise bu alternatif adımları soğukkanlılıkla izledi. Çok güçlü bir milliyetçi muhalefeti olan Ermenistan’ın, Moskova’yla sıkı tarihsel bağları olan Azerbaycan’ın ve diğer Türkî Cumhuriyetler’in İsrail’le, genelde de Batı’yla girecekleri ittifak sınırlı olmak durumundaydı. Şu anda da süreç Rusya’nın denetiminde ilerliyormuş gibi görünüyor.
Nitekim, en son, Lizbon Zirvesi’nin hemen arifesinde, 18 Kasım tarihinde, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in ev sahipliğinde, Hazar denizine komşu ülke liderleri Bakü’de buluştu; İran ile Rusya eksenli bu üçüncü zirvenin ikincisi 2007 yılında Tahran’da yapılmış ve Batı’da büyük tedirginlik uyandırmıştı. Şimdi ise, NATO zirvesinden hemen önce Medvedev ve Ahmedinejat’ın açıklamalarındaki her alanda işbirliği vurgusu, Aliyev’in Hazar Denizi’nin bölümlenmesi meselesinin, Rusya, Kazakistan ve Azerbaycan arasında çözüldüğü açıklamasıyla pekişiyordu.

Kısacası, NATO zirvesindeki yeni tutumla, Rusya NATO’ya yanaşmadı, NATO Rusya’nın konumuna göre, biraz daha “realist” ve çok-taraflı bir askeri strateji belirledi. Bu konuda, Rusya’yı rahatlatacak bazı tavizler açıklamaktan da geri kalmadı. Doğu Avrupa’da füze savunma sistemini rafa kaldırdı, Rusya’yı tedirgin edecek tasarımlarını geri çekti. NATO Genel Sekreteri Rasmussen’in 20 Kasım günü “Karabağ’ın yeniden düzenlenmesinde NATO’nun bir rol oynayabileceğini sanmıyorum” açıklaması, bütün tabloyu sergilemeye yeterlidir.

PEK İYİMSER BİR STRATEJİ

Meselenin Rusya cephesini bir başka yazıya bırakıyorum. Bununla birlikte şu söylenebilir: NATO ile Rusya arasındaki bu yakınlaşma oldukça kırılgan, hatta umutsuz görünüyor. En önemli anlaşmazlık konularında kesin bir uzlaşma olduğunu söylemek çok güçtür.
Örneğin, Rusya NATO’daki bu iyi niyet yaklaşımları karşısında, ortak bir güvenlik sözleşmesi önerdi. Buna göre, BDT ile NATO ülkelerini kapsayacak bir ortak güvenlik ağı kurulacak ve buradaki ülkelerden herhangi birinin güvenlik paktı tercihi, diğer ülkelerce veto edilebilecekti. On dokuzuncu yüzyıldaki “Concert of Powers” yani Avrupa Güçler Konvansiyonu’nu andıran bu öneri NATO zirvesinde hiç ilgi görmedi. Başka deyişle, NATO, Rusya nüfuzundaki alana yayılmasını gerçekten önleyecek kurumsal düzenlemeleri tartışmaktan kaçındı ve “iyi niyet açıklamalarıyla” yetindi. Avrupa’nın jandarması olduğu günlerin hülyasındaki Rusya’nın bu abartılı özgüvenini şimdilik kırmak istemedikleri anlaşılıyor.

Rusya bir yana, NATO kapsamında çözülmesi güç olan ve ABD-AB gerilimini epey kaşıyacağı öngörülen bir sorun daha var: Avrupa içinde kurulacak bu güvenlik mekanizması kimin denetiminde olacak? Abdullah Gül’ün düğmeyi basma emrini uygulayacağı kesin, ama hangi büyük ülkenin NATO hukuku içinde inisiyatifi alacağı büyük bir anlaşmazlık konusu olarak görünüyor.

NATO’nun 1999 yılında büyük övgülerle ilan edilen stratejisi, göz göre göre iflas etmişti. Rusya SSCB dönemindeki hayallere kapılıp ölçüsüz tavizler vermedikçe 2010 stratejisi de selefiyle aynı yazgıyı paylaşacakmış gibi görünüyor. Öngörmesi zor değil; bunun anlaşılması için gene milyonlarca insanın kanının dökülmesi gerekecek. Bize maliyetini hesaplamayı ise başımızdakilere bıraktığımız için, herhalde bu iflasın en ağır yükü bize düşecektir.

Kaynak: Odatv.com


Pişmiş manşete su katıyorum
Ahmet HAKAN
ahmethakan@hurriyet.com.tr
22 Kasım 2010

“ESKİ Türkiye”de manşetler her zaman çok önemliydi.

Zafer çığlıkları hep manşetlerden atılır, tarihi hep manşetler yazardı.

“Sarışın Güzel Kadın”ın Avrupa’yı salladığını, hep manşetler haykırdı.
Dünya liderlerinin Turgut Özal’a kıskançlıkla karışık bir hayranlık beslediklerini, hep manşetler duyurdu.
Manşetler olmasa “Ta Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar” ortalığı sarstığımızı katiyen anlayamazdık.

* * *
“Yeni Türkiye”de de değişen bir şey yok.
Manşetler tıpkı “Eski Türkiye”de olduğu gibi yine çığlık atmaya başladı.
“Yeni Türkiye”nin manşetlerine göre...
NATO’yu dize getirmişiz.
Büyük zafer kazanmışız.
Sadece istediğimizi değil, istemediklerimizi bile almışız.
Dünya liderleri “Türkiye” demiş de başka bir şey dememiş.
Herkes Abdullah Gül’ün sergilediği olağan üstü liderliği konuşuyormuş.


* * *
Tıpkı “Eski Türkiye”de olduğu gibi, “Yeni Türkiye”de de manşetler çığlığı basınca...

Sorulması gereken sorular da arada kaynayıp gitti tabii...

Mesela...

“Madem NATO’yu dize getirdik, bunu neden sadece bizim manşetlerimiz haykırıyor da Batı basının manşetlerinde tık bile çıkmıyor?” sorusunu soran yok.

Mesela...

“Madem Abdullah Gül olağanüstü bir liderlik sergiledi, bunu neden sadece bizim manşetler söylüyor da Batı basınında mübalağasız da olsa bir Abdullah Gül övgüsü yok?” sorusu da gündem dışı.

Hadi hepsini geçtik...

Şu basit ve temel soru bile kimsenin aklına gelmedi:

“Eğer füze kalkanları İran’dan gelebilecek tehlikelere karşı konuşlandırılmıyorsa ne için konuşlandırılıyor? Uzaylı saldırısına karşı mı?”


Kaynak: Hürriyet

milli birlik ruhu'ndan
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin
AZYA


Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ - Sayfa 3 Empty
MesajKonu: Geri: FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ   FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ - Sayfa 3 EmptySalı Kas. 23, 2010 10:53 am

TİRŞE?!

22.11.2010
--------------------------------------------------------------------------------

Lizbon’da toplanan “NATO zirvesi” bağlamında, “Süper NATO”nun AKP başlıklı ana gündem maddesine dair birkaç başlık…
Öncelikle…

(…)

“Adam Asmaca”!

http://www.flash.gen.tr/804-adam-asmaca-oyunu.html

(…)

“Testere”!

http://www.sinemalar.com/film/2151/Testere-5/

(…)

Son Durak!

http://www.intersinema.com/son-durak-filmi/

(…)

Darbe!

“Bir darbe her şeyi değiştirebilir”!

http://www.haberler.com/filmler/film.asp?filmi=2549

http://tr.wikipedia.org/wiki/Darbe_(film)

*****

İngiliz perde arkalı AKP medyasının üfürmesine göre, Lizbon’da Gül masaya yumruğunu vurmuş ve ne istedi ise tek tek almış!

İnsan zekası ile alay eden bu “yağlamacı yıkamacı gazetecilik” anlayışı bağlamında tek soru:

Dünyanın en geri zekalı insanları eğer ABD, AB, NATO’yu yönetmiyor ise İran da tehdit değil ise ne diye füze kalkanını nereye yerleştirelim diye tartışıyorlar?!

http://www.turktime.com/haber/FUZE-KALKANINDA-BUYUK-UZLASMA/113721

Bu noktadan devamla bir başka husus:

Gül, Portekiz yolunda yaptığı açıklamada ne diyor:
Bu bir AB zirvesi değil!

So what?!

O halde ne?!

Kraliçe’nin Cumhurbaşkanı’nın düşüncesine göre, 2010’dan sonra dünyanın kaderini tek başına İngilizler çizecek!
İngiliz Kraliçesi’nin çalışma masasının bir ikizi ABD Başkanı’nda var.

Türkiye desen, AKP & Gülen iktidarında İngiliz Kraliçesi’ne bağlılıklarını sunan 17. “Bağımsız” (!) devlet oldu.

Vs vs vs…

*****

Şekerim,

“Yüksek siyaset”te temel kuraldır:

İti öldürene sürütürler.

BOP operasyonunda ilk çöken İngiltere oldu.

Yani, Gül ve/veya AKP’nin tüm havası, gücü, İngiltere’nin taşıma gücü ile birebir alakalı!

Küresel aksta çöken hiçbir güç merkezi durduk yere “ben çöktüm” demez.

Kapısına “Dayı bizi kurtar” diye gelen hiçbir isme (Hüsnü Özyeğin, Aydın Doğan vb), “Hayır size yardım edemem, bende güç kalmadı” demez, diyemez.

Dediği an, hızlı bir kaçış ve çöküş başlar.

İngiltere gibi bir ülkenin gerçek anlamda güç sahibi olup olmadığını bazı parametrelere bakarak anlamak mümkün:

1- İngiliz ekonomisi ince bir buz tabakası üzerinde mi yoksa sağlam bir tabaka üzerinde mi kayıyor, duruyor?!

2- İngiliz Başbakanı ve/veya IISS, MI6, Osmanlı coğrafyasında rahatça dolaşabiliyor mu yoksa yüksek koruma duvarlarının ardına saklanarak mı o coğrafyaya kısa turlar düzenleyebiliyor?!

3- İngiltere, ABD’ye hakim, dominant güç mü?!

4- İngilizler, Rusya, Çin’e hakim dominant güç mü?!

5- İngilizler, İsrail / İran tercihinde ‘İran’ın yanında kalıcı bir resim verebilir mi?!

6- Enerji bazlı operasyon bağlamında, NATO’nun yeni görevi, sadece “enerji boru hatlarını korumak” mı yoksa Batı’yı tehdit eden “radikal dinci terör”e karşı ortak hareket etmek mi? Eğer böyle ise İngiltere’nin İran’ın yanında resim vermesi mümkün mü?!

7- İngiliz ordusu iddia edildiği kadar NATO’nun ABD, Türkiye ile en büyük gücü ise neden Kraliçe’nin askerleri birer serseri gibi dolaşıp, kombinezonla medyaya poz veriyorlar? Vatanları için kamikaze olmayı reddediyorlar? Buna karşılık İngilizler’in işgal ettiği Osmanlı / Türk & Müslüman topraklarında her fani “canlı bomba” olup İngiliz, ABD askerlerini kendileri ile birlikte patlatırken, Kraliçe’nin adamları dünyanın en büyük imparatorluğunu yeniden tesis etmesi mümkün mü? ABD ordusunun kara gücü yok! TSK’nın ise hem kara, hem hava, hem deniz hem de jandarması yerli yerinde! NATO’nun “yeni konsept”ini İngilizler, AKP, Obama ile tek başına çizebilecek kadar güçlü mü?! Böylesi bir şey mümkün mü?!

Vs vs vs…

*****

“Soğuk Savaş” sonrası NATO işlevini yitirdi.

“Zenginler kulübü” TÜSİAD’a bir dönem nasıl profesyoneller (Ertuğrul Özkök vb) de üye oldu ise Doğu Bloğu’ndan kopan birçok ülke NATO üyesi yapıldı.

TÜSİAD işlevini yitirince, “Süper Patronlar” kendi aralarında “çok özel toplantılar” yapmaya başladılar.

NATO da öyle!

Bir görünen NATO var!

İngiltere’nin “Gladyo”su ile en başından bu yana çekip, peşinden sürüklediği…

Türkiye’de “F Tipi Gladyo”yu ****** Türkiyesi’ni yıkmak için TSK’nın yerine ikame etmeye çalıştığı…

Bir de “Süper NATO” var!

İngiltere, Obama, Gül vs isimleri “CIA” üzerinden “piyon” olarak kullanıp, peşinden sürüklediği…

Bu tabloya göre, Lizbon’da yapılan NATO zirvesi “göstermelik” bir toplantı.

İngiltere’nin, Obama, Gül’ün fiyaka yaptığı, insan zekası ile alay eden bir buluşma.

http://www.hurriyet.com.tr/dunya/16331989.asp?gid=200

Herkes, AKP’nin şartlarına boyun eğecek ise bu “zirve”ye, bunca para harcamaya ne gerek var, hem de dünyanın büyük bir nakit sıkışıklığı yaşadığı bir dönemde!

Kaldı ki, ortada düşman yok ise o vakit ne füzeye ihtiyaç vardır ne de kalkanına değil mi?!

Hedefte İran yok ise kalkanı neden sınırları tartışmalı Kandil’e yerleştirmiyorlar!?:))

http://www.hurriyet.com.tr/dunya/16331979.asp?gid=373

Vs vs vs…

Süper NATO’nun “özel gündem”ine gelince…

1- Ulusal güvenlik!

2- İsrail’in güvenliği!

3- İran’a operasyon!

*****

Temel kural:

Gördüklerinin yarısına, duyduklarının hiçbirine!

Deniz seviyesinden bakılınca:

ABD çöktü!

AB çöktü!

İran, Rusya, Çin, AKP çıkışta!

Eğer, hal böyleyse AKP devlet oldu, demektir.

Yok eğer bunların hepsi birer büyük illüzyonun parçaları ise çanlar AKP için çalıyor, demektir.

Hal böyleyken…

“Siyasal Kürtler”, BOP operasyonu bağlamında önce Türkiye’yi sattılar.

Şimdi, (perde arkası başka olsa da) ABD’nin battığına inandıkları için, Irak’taki Kürtler ABD’yi satıp, İran’a yanaştılar.

Türkiye’deki siyasal Kürtler ise mahkemede “Kürtçe” konuşup, Brüksel’de Türkçe konuştular.

Toplantıyı izleyenlere ise Türkçe üzerinden tercüme yapıldı.

Taşıma suyla değirmen dönmez!

Siyasal Kürtler’in “özgürlük” adı altında başlattıkları “ekmek yediği kaba pisleme” sürecinin nasıl biteceği ortada!

Hülasa, siyasal Kürtler, İngiltere üzerinden İran’a yaklaştılar, İsrail, ABD, TC’yi sattılar.

http://www.hurriyet.com.tr/dunya/16331960.asp?gid=200

Aldattılar.

İhanet ettiler.

Siyasi genlerinde satmak olanlar için büyük satış vakti.

İstanbul’dan başlayıp, doğu, güneydoğu, Kandil, Irak, Suriye üzerinden devam edecek çok büyük bir operasyon geliyor.

*****

Bu bağlamda bir başka sıcak soru:

Fetullah Gülen, NATO’nun yeni savunma konseptinde, İsrail’in mi yoksa İran’ın mı yanında yer alır?!

Bu soruya cevap olabilecek birkaç satır..

Kitabın adı: Tevhidin Yurdu, Kur’an-ı Kerim Atlası!

Yazarı; Prof. Dr. Ahmet Bedir.

Kaynak Yayınları, Hürriyet, promosyon…

(MİT’i kutlarım. Soner Yalçın ve Yalçın Küçük herkesi Yahudi ilan ettikleri kitaplarına karşılık, Kur’an-ı Kerim Atlası daha başarılı bir çalışma. Her şeyi, İbrani kökenine dayandırıyor, birçok kaynaktan alıntı var, doğru olması önemli değil, iddialar da yer verniş vs.)

O kitaptan sayfa 250:

“İshak” isminin İbranice’de “Gülen” anlamına geldiği yönünde kuvvetli iddialar var.

Sözün özü:

Fetullah Gülen, otoriteden izin almadan yardım gemisi göndermemek lazım diyen fani!

Bu bakımdan bu yaklaşım akla yakın!

“İshak” Alaton!

Ya da:

“Gülen” Alaton!

Veyahut:

Fetulah İshak!

Nokta!

*****

Lizbon’daki, 19-20 Kasım NATO zirvesi öncesinde…

Türkiye’de, İstanbul, İzmir, Antalya merkezli “uyarıcı” depremler oldu.

HAARP!

http://tr.wikipedia.org/wiki/HAARP

*****

Zirvenin en komik, asparagas haberi:

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Lizbon’a giderken uçakta geçen yıl gerçekleştirilen NATO Zirvesi’nde yaşanan ilginç bir olayı da anlattı.

Anders Fogh Rasmussen’in NATO Genel Sekreterliği’nin onaylanması konusunda kriz yaşandığını hatırlatan Gül, şunları söyledi: “Türkiye tezlerini sonuna kadar savunur, taviz vermez. Bugün bizi eleştirenler bunu unutmasın. O zaman da Rasmussen’e dair endişelerimizi açıkça dile getirmiştik. Bunda direndik. Altı madde sunduk. Görüşmeler sabahın üçüne kadar sürdü. Fransa Cumhurbaşkanı Nicholas Sarkozy, eşim Hayrünnisa Gül’e ‘Kocanızın inadı yüzünden sabaha kadar uyuyamadık. Yorgunluktan mahvolduk. Bu ne inattır’ diye sitem etmiş.”

*****

Günün en yerinde saptaması:

“Bu iktidar içeride gerici, dışarıda verici, yakında da gidici.” Bu sözler CHP Bursa Milletvekili Onur Öymen’e ait. Onur Öymen ve CHP’li heyet, Bursa’da, mahkeme kararıyla yeniden belde olan ve aralık ayında seçimin yapılacağı Ovaazatlı’ya gitti. Seçim çalışmalarını yerinde inceleyen Onur Öymen, beldede yaşayanların, referandumda ‘Hayır’ oyu kullanarak üzerlerine düşen görevi en güzel şekilde yaptığını belirterek, beldeye en iyi hizmeti, CHP’nin adayı olan Celal Tunca ve ekibinin vereceğini vurguladı. Türkiye’nin ekonomik alanda ciddi sıkıntılar yaşadığına dikkat çeken Öymen şöyle devam etti: “Tarım ve hayvancılık artık yok olma tehdidi ile karşı karşıya. Bu sektöre destek vermeyen iktidar, çiftçileri ithalata mahkum bıraktı. Günümüzde hayvancılığın ve tarımın hali ortadadır. Dışarıdan et ve tohum ithal eden bu iktidar, içeride gerici, dışarıda verici, yakında da gidicidir. Biz CHP olarak çözümü, köylerin ve beldelerin kalkınmasında, üreticinin desteklenmesinde görüyoruz, tabanı kalkındıramazsanız, ekonomik anlamda sosyal adaleti sağlayamazsınız.”

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/16331883.asp?gid=233

*****

ALMANYA’DA TERÖR ALARMI

http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2010/11/101117_germany_alert.shtml

(…)

İSRAİL GENELKURMAY BAŞKANI: AKP VE İRAN İTTİFAK YAPTI

http://www.yoltv.eu/slidenews/israil-genelkurmay-ba%C5%9Fkan%C4%B1-t%C3%BCrkiye-ve-iran-ittifak-yapt%C4%B1

(…)

EDELMAN: AKP’Yİ ŞIMARTMAYIN!

http://www.turktime.com/haber/Edelman-AKP-yi-Simartmayin/113499

(…)

AKP’Lİ ÇELİK’TEN EDELMAN’A JET YANIT: EDELMAN, ASKERİ DARBE SAVUNUCULUĞU YAPIYOR!

http://www.samanyoluhaber.com/Content.aspx?NewsId=472289&AspxAutoDetectCookieSupport=1

(…)

İRAN “PUSU” KURUP “ŞAHİN”LE AVLAYACAK!

http://www.hurriyet.com.tr/dunya/16324959.asp?gid=373

(…)

WIKILEAKS’IN PATRONUNA TUTUKLAMA EMRİ!

http://www.haberturk.com/dunya/haber/572764-wikileaks-patronuna-tutuklama-emri

(…)

*****

Dünyada ekonomi tepetaklak giderken, bir tek AKP’nin durumu iyi!

Duy da inanma!

Ekonomist olmadığım için, yalan yazarak geçimini sağlayan ekonomi yazarlarını okumuyorum.

Arjantin’in durumu da bir zamanlar AKP’ninki gibi idi, sonra yaşananları biliyorsunuz.

Yunanistan deseniz öyle, İzlanda, İrlanda, Belçika, ABD, AB vs…

Doğru cevap için şu soruların cevaplarını aramak şart:

Sıcak para miktarı!

Cari açık!

Toplam borç!

Bankalardaki yabancı para ve menşei!

Bankalardaki ev, araba, tüketici, kredi kartı batık, sorunlu kredi miktarı!

Esnafın durumu!

Sözün özü:

Sıcak paraya dayalı ekonominin balonu, bünyede kalan son kan damlacığını emdikten sonra yıkıp, yakıp, küllerini savurup Türkiye’yi terk edecek!

“Nohudi”!

http://askerhaber.com/kose-yazisi/394/nohudi-.html

*****

Doğru sorular sorulmadan, doğru cevaplara ulaşmak mümkün değil!

CHP, AKP’nin alternatifi mi?

Değil!

Olabilir mi?!

Hayır!

Hele hele, Kılıçdaroğlu’nun “Turkuaz CHP”si yoluna böyle devam ederse “laik” orjinli oyları da kaybedecek!

******’ın yüzde 24 – 28 aralığında bıraktığı CHP, çizgisini bozmayıp, doğruları tekrarlaması gerekirdi.

http://haber.gazetevatan.com/******-trabzondan-bdp-uyarisi-yapti/341623/9/Siyaset

AKP, şemsiye parti!

Onun için AKP’nin alternatifi CHP değil, merkez sağ bir parti!

Her nedense, CHP’ye turkuaz renkli yeni kıyafet biçenlerden, Kılıçdaroğlu’nu alkışlayanlardan hiçbiri “merkez sağ sorunsalı”nı tartışmıyor!

ANAP ya da DYP veyahut DP ne olacak demiyor ve/veya merkez sağ nasıl hangi şartlarda ayağa kalkar sorusunun cevabını merak dahi etmiyor.

Neden acaba?!

Sözün özü:

“Laik” eksenli ******’ın CHP’si ile merkez sağ bir parti AKP’nin alternatifi olur.

Yüzde 24 – 28’lerdeki bir CHP, yüzde 35’lerde bir merkez sağ parti, geniş tabanlı bir koalisyon hükümeti!

Doğru olan bu!

Ama AKP’ye, Gülen Cemaati’ne biat eden, “büyük resim”i okumaktan uzak gergedanlaşmış o güruhun aklı bu tür şeylere ermez.

Ezcümle, “sözde demokrat”ların “özde laikler” ile kucaklaşmasına çok az bir “zaman” kaldı!

Rap.. Rap.. Rap…

*****

Ve…

Son olarak…

Bir başka basit ama zalim soru:

Füze Kalkanı İran için kurulmayacak ise İran neden ortalığı germeye, İsrail’i huzursuz etmeye devam ediyor?!

Gordion düğümü!

“Tirşe”!

Yeşil ile mavi arası bir renk!

http://tdkterim.gov.tr/bts/?kategori=verilst&kelime=tir%FEe&ayn=tam

Bugünün hikayesi geçmişte yazıldı!

NATO kafa NATO mermer!

İntikam soğuk yenen yemektir!

Sadece ter akıtmak yetmez, neyi neden yaptığını da bileceksin!

Vs vs vs…

AskerHaber

Hayrullah MAHMUD

ORDUMİLLET.COM'DAN
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin
AZYA


Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ - Sayfa 3 Empty
MesajKonu: Geri: FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ   FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ - Sayfa 3 EmptySalı Kas. 23, 2010 11:09 am

Nasıl yedik mi yani? NATO İran yerine İsrail'i hedef seçmiş/ Savaş Süzal

Yani Allah razı olsun şu Gül ve Erdoğan biraderlerden. Sayelerinde batı dünyasının askeri ittifakı NATO kurtuldu. NATO, İsrail, Pakistan ve Hindistan’a cephe aldı. Sonuç onların açıklamalarından, İran’ı da korumuşlar. Bizimkiler sayesinde İran hedef ülke durumundan çıkmış.



Şimdi şu yukarıda yazdıklarım geçen hafta yemyeşil Türk basında yer alan haberler. Acaba bu haberleri yayınlarken azıcık olsun vicdanları sızladı mı, kendi yalanları ile yalakalıklarına kendileri de inandı mı? Çok merak ettim. Eğer inandılarsa, gerçekten söyleyecek şey yok ama zekâ sorunları var demektir.



Bizde çıkan, yayınlanan haberlerin, neresinden tutayım, neresine, hah burası doğru diyeyim, her yeri her noktası yanlış. Tayyip Bey yemediğimizi fark etti sustu, zirveye giden Abdullah bey zekâmızla alay eder gibi konuşup, “İsteklerimizi aldık” diye demeç verdi.



Ne kadar acı ki NATO zirvesinde Türkiye’nin bir tavuk kadar hükmü olmadı. O güçlü dediğini yaptıran Türkiye gitti yerine başımızdakiler yüzünden zerre kadar hükmü olmayan kukla herkesin bir tarafa çektiği bir ülke ortaya çıktı. Herkes dalga geçiyor. Duyduğumuz kadarı Abdullah Bey orada gülücükler dağıtmış o kadar.



Gerçekte ise kimse Türkiye ile uzlaşmadı, fikrini sormadı, ikna ya çalışmadı, kimse de hedefini değiştirmedi. Bırakın akıllı bir adamı, gelin normal zekâlı kişi ölçüsüyle Lizbon kararlarını değerlendirelim.



Ne demişti bizimkiler; “düğmeye biz basacağız, düğmemize bastırmayız”. Kararda füzesavar sisteminin düğmesine Türkiye basar diye bir madde ben görmedim. Anlaşılan bizimkilerin kulağına “üzülmeyin elektrikler kesikken arada bir siz de basarsınız” falan diye fısıldamışlar. Ayrıca münasebetsiz NATO sözcüsü tam da toplantı öncesi düğmemize bastırmayız diye konuştu. Türkiye’de olsa Tayyip Bey, Rasmussen’e baskı yapar işten attırırdı. Demek ki düğme konusunda gol yemiş durumdayız.

İkinci talebimiz neydi hedef ülke ismi zikredilmeyecek. Yani İran denmeyecekti. İnanın demediler. Bir şaşırdım bir şaşırdım ki sormayın. Yalnız şu Fransa Devlet Başkanı zevzek Sarkozy kalktı boşboğazlık yapıp hedef ülke İran deyiverdi. Onu birkaç lider daha izledi. Bak sen şu ağzı gevşeklere.



Peki, Tayyip ve Abdullah beylere göre hedef ülke kimmiş? Elinde nükleer silah olan ülkeler. Bölgede tek nükleer silahı olan ülke İsrail. Yani bizim Hamasçı ve Hizbullah destekçisi liderlerimiz allem edip, kalem edip NATO füze silahlarını HAMAS ve Hizbullah hedefi İsrail’e çevirttiler. Yani ABD, Fransa, İngiltere, Almanya İsrail’e cephe aldı. Nasıl yediniz mi bu palavrayı da.



Öteki bölgeye yakın nükleer silahı olan ülkeler kimler? Pakistan. Amerikan insansız uçaklarının El Kaide liderlerini taradığı ülke. Bir başkası Hindistan. ABD Başkanının zirveden birkaç gün önce gidip dostluk şarkıları söylediği yer. Evet, gördüğünüz gibi İran dışında NATO ve lideri ABD, ne kadar dostu olan ülke varsa hedef seçti. Yani İslam dünyası ne kadar şükran duysa Tayyip ve Abdullah beylere yeridir. Şimdi anladınız mı zirvede neler olduğunu?



Bu arada başka bir konu bizim ideoloji döneği Cengiz Çandar içindeki zehri boşaltmış. Brüksel de katıldığı Kürt konferansında “hiçbir zaman PKK’yı terör örgütü olarak görmediğini” açıklamış. Neden şaşırmadım acaba? Aynı konferanstaki yandaş konuşmacıların bende burada bir tarikat toplantısında birbirlerine yaslanmış resimleri var. Aynı ekip Brüksel’de cevher saçmış Hepsi Türkiye ve Cumhuriyet düşmanı. Ama bizimkiler bunların bir şeylerinde boncuk bulduğu için ağızlarının içine bakıyor. E zamanımız dönek zamanı. 22/KASIM/2010



Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin
AZYA


Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ - Sayfa 3 Empty
MesajKonu: Geri: FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ   FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ - Sayfa 3 EmptySalı Kas. 23, 2010 11:19 am

TÜRKİYE “CANLI KALKAN” OLDU

Lizbon’da dananın kuyruğu koptu. Türkiye “canlı kalkan” oldu. ABD’nin BOP kapsamındaki Füze Kalkanı Projesi, “NATO Projesi”ne dönüştürüldü. Türkiye’ye yutturuldu. Türkiye’nin kimi “kuş beyinli” aydınları, medyacıları ve siyasetçileri çifte telli oynuyorlar.


Canlı kalkan ve canlı kurban…


Mehmet Emin Koç yazıyor.



Lizbon’da dananın kuyruğu koptu.
Türkiye “canlı kalkan” oldu.

ABD’nin BOP kapsamındaki Füze Kalkanı Projesi, “NATO Projesi”ne dönüştürüldü.
Türkiye’ye yutturuldu.

Türkiye’nin kimi “kuş beyinli” aydınları, medyacıları ve siyasetçileri çifte telli oynuyorlar.

Yandaş medya, Türkiye’nin başına geçirilen Lizbon çuvalını, önceden pişirilmiş “masaüstü manşetler”iyle kutsadı:

“Büyük uzlaşma”
“Türkiye almak istediklerini aldı”
“Füze kalkanı tamam; Türkiye istediğini aldı”
“NATO konsepti değişti”
“Ankara’nın şartlarına evet”
“Füze kalkanına Türkiye rotüşü”

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül “Metinler bizim için yetersiz” şeklinde sitemkâr çıkış yapsa da; yeşil ve kırmızı yandaş medyaya göre, AB işi bile NATO ekseninde kazığa bağlandı… Yazık!

Bu başdönmüşlük, Türkiye’nin zihin ve ruh dünyasının ne derece iğdiş edildiğinin göstergesi olması bakımından manidardır.

***
İpler yine p.ştun elinde olacak

Amerika’nın füze kalkanını Cumhurbaşkanı Gül, kucakladı.
AKP hükümet ise bir adım geride durdu.

Çünkü hem önümüzde seçim var, hem de AKP hükümetinin, halkımız nezdinde Amerika ile olan BOP ortaklığı sicili bozuk.

Füze kalkanının milletimize yutturmak hususunda, toplum mühendisleri derslerine iyi çalışmışlar.

Füze kalkanı, Amerika’nın komutasında olacak.
Konu Lizbon’da ele alınmamış; “teknik ayrıntı”ymış bu!

Sanki 20’yi aşkın Amerikan üssünde komuta Türkiye’nin elindeymiş gibi, “Füze kalkanında komuta elimizde olacak” diye şişindi Ankara!

Milletimizin gazını almak için…

Ankara’nın ağzına ise bal çalınmış:

– Tehdit olarak İran’ın adı konmamış.
– Proje, Türkiye dahil tüm NATO üyesi ülkeleri korumaya alıyormuş.
– “Mali külfet ve risk paylaşımı” konusunda denge sağlanmasına yönelik vurguyla, Ankara’nın beklentisi karşılanmış.

Sonuç; ABD, Irak işgalinde BM’yi kullandığı gibi, BOP eksenli füze kalkanı projesinde NATO’yu kullandı. İşi bitirdi.

Türkiye “canlı kurban” oldu, “kapı komşusu durumundaki adı anılmayan ABD düşmanı devletler”e karşı “canlı kalkan” yapıldı; ipler ise yine p.ştun elinde!

***
NATO, kanarya severler derneği olmuş!

Yeni konseptte “NATO hiçbir ülkeyi düşmanı olarak algılamaz” deniyormuş…
Ankara’dakiler buna kanmışlar.

Yani NATO, Küresel Kanarya Severler Derneği gibi bir şey olmuş!
Dolayısıyla füze kalkanı projesi de, bölgemizdeki kanaryaları korumaya yönelik kullanılacakmış!

Şu siyasi basirete şapka çıkartılmaz mı?!
Yazık, Türkiye’ye yazık, Türk milletinin asaletine yazık…

***
Bu kafayla tarih, daha çok tekerrür eder

Türkiye feleğin çemberinden geçti.
Lakin hala akıllanmadı.

Kıbrıs Barış Harekatı süercinde, ABD–NATO amborgasunu hatırlayın…
ABD, Temsilciler Meclisi’nin kabul ettiği 93–559 sayılı kanunla, Kıbrıs Barış Harekat’ına girişen Türkiye’ye silah ambargosu uyguladı.

NATO içinde müttefik durumunda bulunan iki devletten birinin diğerine silah ambargosu tatbik etmesi, tarihte eşine rastlanmayan bir gariplik örneği olmuştur.

Ambargo tatbik edildiği tarihte, Türkiye’ye sevkedilmesi gereken 200 milyon dolarlık askeri malzeme vardı.

Amerika’nın silah ambargosuna Türkiye’nin cevabı ise, 13 Şubat 1975’de Kıbrıs Türk Federe Devleti’nin kuruluşu olmuştur.

Türkiye, 17 Haziran 1975 günü Amerikaya verdiği bir nota ile, Türkiye’deki 20 kadar Amerikan üssünün statüsü hakkında Türkiye ile 30 gün içinde müzakereye girmediği takdirde, “yeni bir durum”un doğacağını bildirdi.

24 Temmuz 1975’te Temsilciler Meclisi, ambargonun kaldırılmasını 206 oya karşı 223 oyla reddetti.
Ertesi günü, yani 25 Temmuz 1975’te Türk hükümeti, Amerikaya verdiği bir nota ile, 3 Temmuz 1969 tarihli Türk Amerikan Savunma İşbirliği Anlaşmasını (Defense Cooperation Agreement–DCA), 26 Temmuz 1975 tarihinden itibaren yürürlükten kaldırdığını ve Türkiye’deki bütün Amerikan üs ve tesislerinin bu tarihten itibaren Türk Silahlı Kuvvetlerinin “kontrol ve gözetimi” altına gireceğini bildirdi.
Ve Türkiye bu üs ve tesisleri kontrol ve gözetimi altına aldı.

3 cente muhtaç olduğu günlerde Türkiye’nin çok daha asil siyaseti, asil duruşu vardı!

Kızını dönmeyen, dizini döver derler hani… Sandıkta, Amerika’ya bağlı ve bağımlı partisini dövmeyen, sandıktan sonra dizini döver!

Milletimiz, ya dizini dövecek, yahut Amerikan sopası ve füze kalkanıyla bölgemizdeki Müslümanları döndürten partilere sandıkta ders verecek!




FÜZE KALKANININ SONU SAVAŞ!

Muharrem Bayraktar, füze kalkanı projesi ile Ergenekon arasındaki illişkiyi kaleme aldı: sondalga.com
Eski MGK genel sekreteri E. Orgeneral Tuncer Kılınç, “bazılarına göre” dine- imana, Müslümana karşı bir askerdi. Darbeciydi, Ergenekoncuydu. Bu ülkede kendilerini “dinin” temsilcisi olarak gören “Emevi siyaseti” temsilcileri Tuncer Paşa ve benzerlerini cuntacı-din düşmanı diye yaftaladılar.

Tuncer Kılınç “çok önemli” bir laf etmişti oysa. Demişti ki “Türkiye, AB ve Amerika ile değil, İran, Çin ve Rusya ile ittifaka girmelidir.”

Çünkü akılsız siyasetçilerin göremediğini görmüş, AB ve ABD’ye köle olarak ülkenin teslim bayrağını çekmektense “şeriatçı da olsa” ülkenin stratejik çıkarları gereği komşumuz İran’ı da içine alan yeni bir ittifak önermişti.

Ama bu düşüncesi ABD ve İsrail için çok tehlikeli idi.

İran’ı bölgedeki Amerikan ve İsrail menfaatleri için en büyük tehlike olarak gören Beyaz Saray’ göre , “Türk askeri içindeki” bu çok tehlikeli düşünce yok edilmeliydi. Çünkü bu düşünce aslında ordu içinde filizlenen yeni ulusal düşünceyi aksettiriyordu.

Dolayısıyla “çok tehlikeliydi !” ve ezilmeliydi.

Bir anda Ergenekon rüzgarı esti.

Bir anda Tuncer Kılınç Paşa ve arkadaşları bir biri ardına gözaltına alındı.

Malum medya bayram ediyordu.

Bu generaller din düşmanıydı zaten. Üstelik cuntacıydılar da.

Yüzlerce general, albay, yarbay, yüzbaşı, teğmen gözaltına alındı, ifade verdi, tutuklandı.

Asker sustu!

İran’la Çin’le ittifaktan bahseden askerler “köklü bir şekilde susturuldu!”

Bu defa konuşma sırası ABD’ye geldi.

“Füze kalkanını Türkiye’ye kuracağız!” dediler.

Ankara hık-mık etmeye kalmadan projeyi kabul ettirdiler.

“Bizi kullanmaya devam edin!” diye yalvaran AK siyasetçiler, son olarak ülkeyi İran’la savaşın eşiğine getirdiler.

“Son kullanma tarihleri geçinceye” kadar bu gaflete alet olacaklar belli ki.

Füze kalkanı, açık ve net bir şekilde İsrail’i İran saldırılarından korumak için ve “İran’ın İsrail’e atacağı füzeleri engellemek için” oluşturulmuş bir proje.

Yani İsrail İran’ı füzelerken İran’dan gelecek savunma füzelerini AK Parti’nin “füze kalkanı” engelleyecek.

İsrail İran’ı AKP sayesinde bombalayacak.

İran AKP yüzünden kendini savunamayacak.

Abdullah Gül füze kalkanının onaylandığı Lizbon Zirvesi için “tam istediğimiz gibi bir anlaşma oldu!” diyor.

Evet Sayın Cumhurbaşkanı “siz tam olarak İsrail’i korumak istiyordunuz, Müslüman İran’ı haçlı ABD ile birlikte yok etmek istiyordunuz da” bunu neden milletten gizlediniz?”

Davos’ta İsrail’e “Wan Münit!” çeken Başbakan Erdoğan, Siyonist İsrail’i İran’a karşı koruma görevini kabul ederek aslında “İran’a Wan Münit” çekti.

Bu gelişme, Almanya ile işbirliği yaparak Alman gemileri Goeben ve Breslau’nun Rus limanlarını bombalamalarına izin verip Osmanlıyı Birinci Dünya Savaşı’na sokan İttihat ve Terakki zihniyetinin tezahürüdür.

O savaş Osmanlının sonunu getirdi.

Bugünkü anlaşma ile de Türkiye’yi İran’la ve İslam dünyası ile karşı karşıya getirecekler.

Yeni ve pis bir savaşta, “nükleer füzelerin yok edici savaşında” Türkiye’yi cephe ülkesi yapacaklar.

Topraklarımızdan İran’a atılacak bir ABD füzesi “bizi İran’la savaşın eşiğine getirecek.”

Erdoğan istediği kadar “füzelerin kontrolü bizde desin” Amerika o kontrolü madem size bırakacak niye kursun ki rampaları topraklarınıza? Siz gidin İncirlik üssüne hakim olun da ondan sonra füze rampalarına hakim olmaktan bahsedersiniz.

Füze rampası kurulduğu andan itibaren Türkiye İran’a harp ilan etti demektir.

Tuncer Paşa ve arkadaşlarına “dinsiz” diyen “dindar Müslüman siyasetçiler!” İsrail’in koruyucusu, Müslüman İran’ın düşmanı olmayı hangi “dindarlıkla” bağdaştırıyorlar.

Şimdi anlaşılıyor ki bütün bu projelerin devreye konulması için “asker susturulmalıydı.”

Ve istenilen oldu.

Asker sustu, rampa geldi!

İslamcı geçinen basın, AKP’nin bu dehşet verici İsrail dostluğunu bir yandan gizlemeye çalışırken öbür yandan hala “Aktütün karakol baskınında askerin hatasını” haber yapmaya devam edip okuyucularına “ninni” demekle meşguller.

Bu ülkenin Müslümanları bütün bu olup biteni, savaşın eşiğine geldiğimiz de mi anlayacak?
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin
AZYA


Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ - Sayfa 3 Empty
MesajKonu: Geri: FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ   FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ - Sayfa 3 EmptySalı Kas. 23, 2010 12:01 pm

AKP ve Davutoğlu, ihanet çizgisinde en önemli figürler...

Öyle ki, birileri, Davutoğlu'nu, Büyük Doğu idealini, rüyasını gerçekleştirme planında gördüğünü söyleycek kadar ileri gidip, kendi aslını inkara kalkıştı. Öyle ya Davutoğlu varsa sana ne ihtiyaç var, İBDA'ya ne gerek var? Davutoğlu'na biçilen bu misyon, kendini inkar, inancını inkar, aksiyonunu inkar, geçmişini inkar gibi manaları haiz.

Oysa ne denmişti, vehmettirdiğiyle mühim. vehmettirdiğine değil de zata döndü gözler, mücerretten anlamayan, aklı gözünde olanlar, fikre değil şahsa odaklandılar, şahsın fikirle olan teğet geçişini, vehmettirdiği ile mühim ikazına rağmen, şahsa maletmeye kalktılar.

Bu hal, düşmanını tanımamanın alametlerinden biri.

Füze kalkanının hayatiyeti çerçevesinde, bu davayı olabildiğince çepeçevre ele almaya çalışalım. Efradını cami, ağyarını mani olacak şekilde, gücümüz yettiğince.

"vehmettirdiği ile mühim" işaretinde, zat yok, vehmettirdiği var, o vehmettirilen ki, bütün o Araplar bizi arkadan vurdu, neyimize gerek, biz kendimize bakalım vs türü edebiyatı bir çırpıda silip attı. Aslıyla bizim olan o mananın vücuda gelmesine, AKP ve Davutoğlu, isytemeyerek de olsa vasıtalık etmiş oldu. Şİmdi o mana etrafında bir sürü şeyi anlatmak daha da kolaylaştı ve anlaşılmalı ki bunun AKP ile bir alakasaı yok. Böyle bir hamle aslıyla bizimdir, AKP ise bunu rantını yiyen sahtekar. O manaya sahip çıkmamız gerekecektir, bunu için de AKP'yi bir an önce hayat defterinden silmemiz gerekmekte. Ortaya çıkan manzara itibariyle, bu manzarayı AKP'ye haamletmenin gereği yok. Müttefik potansiyeli taşıyaanlara da bu durum izah edilebilir ve AKP'ye olan anti patiden dolaayı o manzaranın reddedilmesi gerekmez, bilakis onların da, tam bağımsızlık yolunda moral motivasyon bulabilecekleri bir keyfiyet arzeder. Emperyalizme karşı koyamak adına, bölgemiz ve dünyamızın ne denli bir hazırlık içinde olduğunu gösterir. Yalnı zkalmayacağımızı.

Yani, vehmettirdikleri üzerine düşünmek gerekir, AKP vesile oldu diye, AKP'yi ululamak değil. AKP'ye ümit bağlamak değil. Bilakis, o manaın hürmetine, AKP'ye daha çok tavır almak gerek ki, dışarıdan bakıp da aynı şekilde, o mananın uyanışına AKP vesile oldu diye, burdakiler gibi AKP ile o manayı aynı görecekler, işte böyle AKP'nin gerçek yüzü ortaya çıktığında, büyük bir sükutu hayale uğramasınlar. AKP'ye öyle bir saldırmalı ve bu saldırı o kadar ses getirmeli ki, dışarıdakiler de AKP'nin, aslında bu kitle tabanı korkusuyla böyle davranmak zorunda kalan bir üç kağıtçı olduğunu anlasın. Ve diğer taraftan da burada, o manayı aksettirecek gerçek odakların varlığını da görsün. AKP'den uğrayacakları hayal kırıklığıyla, o manaya karşı da soğumasınlar. Ki en büyük tehlike bu olur. Uyanışa geçen o mananın AKP elidne akim kılınarak, emperyalizm adına kanalize edilmesi. Eğer AKP doğru adımlar atacaksa, attırılacaksa, bu da ancak yapılacak sert muhalefetle mümkün. Yoksa, AKP'nin kendisini yağlayanlara, akıl hocalarına ihtiyacı yok. AKP'nin yanında gözükmekle, esamen okumaz, güç olarak da bir şey değilken.

AKP o manaya gerçekten sahipp çıkmak isteseydi, bu mananın tahakkuku ancak insanın arkasında güçlü bir ordu ile mümkün olabileceğinden, TSK'yı, orducu ruhu darbeleyecek derecede hedef almaz, emperyalizmin bu konudaki gazına gelmez ve 2. Mahmud'un Yeniçeri Ocağğı'nı topyekun imha etmesine benzer bir hataya düşmezdi. Dünya çaapında politika için o politikanın arkasında duracak ordu lazım olduğuna göre, orduya güç vermek yerine, orduya ruh vermek yerine, orduyu düşman kabul edip, saldırmak hiç akıl karı değil. Orduyu bu şekidle mefluç hale soktun, iyi güüzel de yerine ne koyacaksın, ne teklif ediyorsun? Koca bir hiç!

Misal, çuval hadaisesi esnasında, buordu benim ordumdur, bu asker benim askerimdir, hata yapmışsa da cezasını vermek bana düşer, diyerek, müzik notası mı demeseler ve o gün ne pahasına olursa olsun orduya sahip çıksalardı ve o sahip çıkmanın getirdiği liderlik ve aksiyon ruhuyla beraber orduya yeni bir ruh vermekle beraber temizlik operasyonuna girişselerdi ve tabiii ki kendi içlerinde de böyle bir temizlik harekatına başlasalardı.

Mesele anlaşılıyor zannedersem.

Ne olursa olsun, sen bu orduyu ite çakala yem ettin ve artık sen yalnızca polis gücüne dayanan bir iktidarsın. Öyle dünya çapını kucaklayıcıyı bırak, bölgeyi bırak, içeride bir şey olman bile mümkün değil kendi ayakların üzerine basarak. Dış destek olmasa bir hiç ve o destek olmsa da ham edilmesi işten bile değil.

Emperyaklizm, hayatta kalmak adına yeni aksiyonlara hazırlanıyor, savaş tamtamları çalınıyor. İnanmışız, yenilecekler. Kendi gücümüzle mi söylüyoruz? Hayır! ma işte o vehmettirdiği ve tarih, kültür vs arka plan bize bunu söyletiyor. BUna karşşılık, emperyalizm nasıl olsa yenilecek diye, şen sıpa misali olmamak. Emperyalizmi yenmek için, emperyalizmin hesaplarına çomak sokucu olmak, en küçük çaplarda bile. Ol sebeple, AKP'nin politikalarınaa karşı durmak. Şimdi AKP'nin politikalarına destek ver, sonra da nasıl olsa emperyalizm çöküyor filan de.. İyi de senin bunda payın yok ki. Sen kendi payından, aksiyonundan mesulsün. yaptıklarından, söylediklerinden. Emperyalizmin yeileceğine inanıyorsan, onu yenmek için de gerekeni yapmakla mükellefsin. Emperyalizmin karşısına AKP mi dikiliyor, emperyalizmin hesaplarını AKP mi bozuyor ki ona destek oluyorsun? Yani bir van Münit, bir komşularla sıfır orun edebiyatı yetti mi seni avlamaya, aklını başından almaya? O'nun için mi Davutoğlu'na, B.D. idealini gerçekleştiiricilik payesi biçmeye kalktın? İşte Füze hadisesi bütün her şeyi gün gibi açığa çıkardı, hani her şeyin aslı nihayetinde ortaya çıkar hesabı, AKP'nin bu şekilde aslının ortaya ççıkmasıı da düny aaüzerindeki oyunun nihayetine geldiğğine delalet. Artık daha fazla oyun-oynaş tarafı kalmaadı, karşılıklı olarak son kozlar oynanıyor. Taraflardan biri ya geri adım atacak, veya pata-çata. geri adım atma sözkonusu olsa bile, bedeli çok ağır oalcak. İran veya K. Kore geri adım attığı anda, bir sonraki adım Çin'i tamamen çevrelemek olacak.

BU noktada, dün gece HT TV'de Yiğit Bulut'un sunduğu Sansürsüz programı, katılanlarıyla beraber gayet dikkat çekiciydi.

ne olu ne olmaz diyerek, bu kadarını foruma asalım ve bir sonraki bölümde devam edelim...



Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin
AZYA


Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ - Sayfa 3 Empty
MesajKonu: Geri: FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ   FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ - Sayfa 3 EmptySalı Kas. 23, 2010 12:18 pm

HT TV'deki programa katılanlar:

Cemil Ertem (CE)

Ceyda Karan (CK)

Hasan Köni (HK)

Osman Pamukoğlu (OP)

Sinan Oğan (SO)

Cemil Ertem, malum Taraf yazarı, tezi şu: Finans Kapital dünyaya hükmediyor ve dünyayı yeniden düzenliyor, biz de o düzendeki yerimizi almalıyız. Karşı durmanın, salaklığın alemi yok, istersen karşı dur, seve olmazsa (ss1) devreye (ss2) girer diyor.

BU çerçevede ekliyor:

NATO, kontrol edilemeyen ulus devletleri, 91 Lizbon zirvesinde yeni tehdit konseptine dahil etmişti, bu gün yaşadıklarımız da bu çerçevede değerlendirilmeli. (Ergenekon saldırıları vs.) İran, Irak, Kore vs bu cümleden...

IMF Dünya Bankası olmaya doğru giderken, NATO da Dünya Jandarması oluyor.

Ekonomik globalleşme tamma, sıra politik globalleşme de, ulus devleterin hizaye çekilmesi de bu cümleden.

Obama, ara seçim yenilgisine rağmen, 2012 seçimlerinde yine gelecek, alınan yenii kararlarla bunu telafi edecek uygulamalara başlandı, gücü kontrol etmede ilerleyen sermaye karar verdi. (Demokrasiye dikiz, karar veren kim? Bir de Taraf'tya yazıyor, demokrasi dersleri veriyor. Demokrasi=sermaye...) demir-çelik ve silah sanayi geriliyor. Cumhuriyetçiler kaybedecek.

Türkiye, denetlenen ülkeler arasında. (Yoksa Türkiye'ye müdahale, Irak'ta olduğu gibi kanlı olurdu, oysa Türkiye'de müdahale AKP eliyle ve hukuk kılıfı aaltında yapılabiliyor)

(Sözün bir yerinde, Osman Pamukoğlu itiraz ediyor, bu pembe senaryoya)

OP: "Türkiye'ye yeni yabancı üsler kurulacak!"

CE: Japon askerliğinin, soğuk savaş mantığının alemi yok!

OP: Mandacılığın alemi yok...

CK: ABD'nin tek bir dış siyaseti yok.

OP: Yeteri kadar Amerikan üssü var.

Hasan Köni, CE'nin aksine, neo-Con'ların iktiidara geleceğini, Obama ve demokratların, dolayısıyla finans kapital'in kaybedeceğini ve dünyanın Bush'u bile arayacak noktaya doğru gittiğini müdafaa ediyor.

SO ise uzun dönemde Çin tehlikesine dikkat çekiyor.

Ve gündeme gelen asıl mesele, Tam bağımsızlık mümkün mü? Bu gün, herkesin herkesle bir şekilde ittifaaklar kurduğu ve düşmanlıklar, çekişmeler yaşadığı bir dünyada, bir ülkenin tam bağımsız olması mümkün mü?

Biz, "mümkün" diyelim ve tam bağımsızlıktan ne anladığımızla beraber cevabı ve yukarıda aktardığımız konuşmalar hakkındaki yorumumuzu sonraya bırakalım.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin
AZYA


Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ - Sayfa 3 Empty
MesajKonu: Geri: FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ   FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ - Sayfa 3 EmptySalı Kas. 23, 2010 12:55 pm

Yediklerini hıyara veya muza tevil etmeye müthiş bir örnek daha, NATO' şöyle olmalı, böyle olmamalı diye akıl veririlerken, sözlerinin efendilerine ulaşmayacak olduğunu bilmelerine mukabil, yine de konuşmak mecburiyeti hissediyorlar, mezarlıktan geçerken ıslık çalar gibi. Zira yolun sonu gözüküyor, tehlikeyi en iyi köpekler hisseder, maalum:

Fehmi Koru
f.koru@yenisafak.com.tr23 Kasım 2010 SalıNATO Zirvesi'nde ne oldu?
NATO bir savunma örgütü, öyle kalmasında da yarar var. 'Füze Kalkanı' NATO'nun görev alanını genişleten ve esneten bir proje. NATO üyelerine en başta düşünülmemiş yeni yükümlülükler getiriyor. Geçmişte 15 üyeli NATO'nun Hür Dünya adına cephe ülkesiydi Türkiye, şimdi de kendisine 28 üyeli NATO için benzer bir görev veriliyor.

Tek önemli fark: Soğuk Savaş döneminde 'düşman' belliydi, bugün ise -geri planda 'İran' adı zikredilse bile- çok 'muğlak' bir düşman algısı söz konusu... İran ne zamandan beri Batı savunma bloku için 'düşman' ilân edilecek çapta bir tehdit sayılıyor?

Zirve öncesinde Türkiye'nin tepkisini aşırıya vardırmasını önlemek için olağanüstü gayret sarf edildiği görüldü. Zaman zaman ipin kopma noktasına kadar vardığı da oldu. NATO'ya yön veren bazı ülkelerin, örgütü yeniden biçimlendirirken Türkiye'yi de biçimlendirmek istedikleri, hatta -fırsat bu fırsattır kurnazlığıyla- kuruluşundan beri içinde yer aldığı NATO'nun dışına itmeyi bile düşündükleri fark edildi.

Özellikle Fransa ve Almanya'nın... 'Düşman' algısına muhatap ülke/ler/in isim isim belirtilmesi zorlamasının sebebi herhalde buydu. Komşularıyla 'sıfır sorun' politikası izleyen, etrafını bir barış denizine çevirme derdi bulunan Türkiye'nin, 'füze kalkanı' zırhına bürünmesiyle dünyayı sürekli bir 'savaş alanı' gördüğünü resmen ilân eden bir anlayışa itirazı gayet doğal.

Aylardır bu itirazlarını diğer üyelerle müzakere konusu yaptı Türkiye; Merkel-Sarkozy ikilisinin inadını kırmada Barack Obama'dan kısmi yardım alarak... Zirve'den çıkan karar, hiç kuşkunuz olmasın, Türkiye'nin itirazlarının bir çoğu dikkate alınarak hazırlandı.

NATO'nun kendisini yeniden tanımladığı dönüşüm noktasında Türkiye'yi kaybetmek istemeyenler, vakti zamanında kendilerini korumak için üstün gayretler göstermiş cephe ülkesi ortaklarını gözden çıkaracağı görüntüsü veren diğer ülkeleri sonunda ikna edebildi.

Kırılmaya kadar gidebilecekken uzlaşmayla sonuçlanmış müzakerelerin bir zayıf noktası vardır: Sözler tutulmazsa kırılma sonradan kaçınılmaz hale gelebilir. Strasbourg'ta yapılmış bir önceki NATO Zirvesi'nde, Türkiye, genel sekreterliğin en güçlü adayına itirazından, aldığı sözler üzerine vazgeçmişti; NATO ve yeni sekreter o sözleri yerine getirdi. Türkiye için Lizbon'da verilen sözlerin tutulması daha da önemli.

Müzakere yapılan her zemin manipülasyona açıktır. Kendisini çizgilerine getirmek veya ittifak dışı bırakmak isteyenlerin son müzakereler öncesi kirli oyunlarına maruz kaldı Türkiye... Bir süreden beri içte ve dışta sürdürülen 'eksen kayması' tartışmaları ne içindi sanıyorsunuz? Türkiye'yi geleneksel zeminini değiştirerek yeni yollara başvuran bir ülke olarak göstermeye, komşularıyla iyi ilişkilerini farklı arayışlarla irtibatlandırmaya yönelik yorumlar ve bu yoldaki yayınlar, hükümetin elini müzakerelerde güçsüzleştirmeyi amaçlıyordu.

İçeride başlatılan anlamsız tartışma, yurtdışı platformlarda Zirve'nin yapıldığı güne kadar sürdürüldü.

Bazıları Ak Parti hükümetinin 'medya' konusunda neden fazlaca tepkili olduğunu merak ediyorlar; haklılar, daha önceki dönemlerde alıştığımız tepkilerden çok daha fazlasını veriyor Ak Parti yönetimi medyaya karşı. Bunun sebebi, Ak Parti'ye ideolojik karşıtlığın ülke çıkarlarını göz ardı etmeye kadar vardırılması olmasın? Bir global alt-üst oluş döneminde ülke çıkarlarını korumakla görevli siyasiler, bekledikleri asgari hassasiyeti bizlerden görmediklerini düşünüyor olabilir.

NATO ilk vartayı atlattı, kritik Zirve'den bölünmeden çıktı, ama bazı kararlarını erteleyerek bunu sağlayabildi. Müzakereler devam ediyor anlamına geliyor bu. Bizler de dikkatli olmaya devam etmeliyiz.


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin
AZYA


Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ - Sayfa 3 Empty
MesajKonu: Geri: FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ   FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ - Sayfa 3 EmptySalı Kas. 23, 2010 1:00 pm

Ülke çıkarlarıysa ve bu kadar da sıkışmışlarsa, kolayı var, sorsunlar bakalım millete, referandum yapsınaar, hani demiyorlar mıydı, "bundan sonra referandumlara alışmak lazım" diye.. İşte fırsat. Sonra döner ABD'ye derler ki, "bak millet istemedi, milletin iradesi asıl, ne yapalım?" Biter koyar gider.

Ama kazın ayağı öyle değil, Fehmi de bilmiyor mu? Biliyor ama yüzmilyarlarca maaş alıyor adam, kolay mı, boru mu, "ayranım ekşi" desin.

"farketmez zaman ve yer, ismi ne olursa olsun, köpekler birbirine benzer!"
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin
AZYA


Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ - Sayfa 3 Empty
MesajKonu: Geri: FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ   FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ - Sayfa 3 EmptySalı Kas. 23, 2010 1:15 pm

Kırılma olursa ne olur?

kim kârlı çıkar*

1- AKP arkasındaki emperyalist desteği kaybeder, hoş geldin dünyaya olur. Başaşa kalırız.

2- Emperyalizm, AKP yerine birilerini ikame edebilir mi yoksa Kürtler üzerinden Türkiye'yi Kürdistan2a bağlama planları mı devreye sokulur?

3- Türkiye'nin parçalanması ve eyaletlere ayrılması?

4- İç savaşla beraber yeniden İstiklâl Savaşı...

5- Amerikan işgal üslerinin, NATO acil müdahale güçlerinin rolü?

Bizleri bekleyenin çok çetin günler olduğu apaçık. Çocuklarımızı da. Hele o çocuklar, en çok onlar... 99 zuhuru da biiraz bu olacakları önceden görüp, önne geçebilmek adına bir merhamet hamlesi değil miydi? Eh, durup durup boş yere teklrarlanmamış, "Ulu Hakan'ın en büyük zaafı neydi!" denilerek, hatırlatılma yapılmamış... Çok çetin bir süreç, savaş, yokluk, kıtlık, seller, felaketler, depremler vs. Hazır olunması gereken tablo. Barışta ter akıtmayan, savaşta kan terler, malum. Bu süreci en az zayiatla atlatabilmenin yolu, şimdiden ittifaklar kurmak ve hazırlanmakla mümkün. İttifaklaşma süreci çok mühim, zira politika kendine benzetme sanaatı olarak, karşındakini benzetemesen de bölersin, ittifak kurarsın, ayrıştırısın vs. Her halükarda, o ana baba gününde, kendin için en az zararlı hale sokabildiğin, yanına alabildiğin kadarı kâr. Röportaja gittiğimiz bir stratejistin, "bunlar bizi bölmek istiyor!" sözü kulaklarımda. Bölmek iyi de, doğru olanı göstermek asıl, adam yanlışın etrafındaki birlikten memnun olarak doğruya gelmemekte ısrar ediyorsa... Hani anlayan anlıyor diye verdim bu örneği. Nihayetinde süreç, lideri dayatır. 1919 şartlarından farklı olarak, bu gün, İslama Muhatap Anlayış'ın temsil makamında olan bir liderimiz var müslümanlar olarak... ve o günün şartlarında, Anadolu'daki mücadeleye verilen desteklerden yararlanan liderlik makamıysa, bu gün de aynı şey olmakla birlikte, o gün bizim kurtulu iradesini öne çıkararak verdiğimiz desteğe mukabil, anlamaları gereken de o ki, o iradeye destek olmak zaruret, kimin faydalanacağına bakmadan. Yok, onun hesabını yaparlarsa ki bu, "aslolan vatan, gerisi teferruat" ifadesine ters, anti-emperyalizm iddiasına. Kaldı ki bu süreçte katedilen yol da yabana atılamayacak derecede.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin
AZYA


Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ - Sayfa 3 Empty
MesajKonu: Geri: FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ   FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ - Sayfa 3 EmptySalı Kas. 23, 2010 4:23 pm

Hüsnü Mahalli hmahalli@superonline.com
Vahşi cazibe

Türkiye, ''isteklerim yerine getirilmezse projeyi onaylamam'' demişti. Cumhurbaşkanı Gül de zirve sonrasında ''Savuma konsepti bizim arzu ettiğimiz çerçeve içinde çıktı'' dedi.
Peki Türkiye ne istiyordu:
Detayları bir yana bırakırsak Ankara; füze kalkanı projesinin isim anılarak İran ya da başka komşuları hedef almamasını ve komuta kontrol mekanizmasında Türk generallerin bulunmasını istiyordu.
Peki ne oldu?
NATO zirvesi daha bitmeden her davranışıyla Türkiye'yi kıskandığını gösteren Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy ''Projenin hedefi İran'dır'' dedi.
Sarkozy bilinen doğruyu yüksek sesle söyleyerek Türkiye'yi İran ve Arap ülkeleri ile ilişkilerinde zor durumda bırakmayı amaçlamıştı.
Komuta kontrol konusuna gelince Amerikan kaynakları ''Türkiye'nin hiçbir isteği yerine getirilmedi'' diyor.
Rusya zirveye katıldığına göre Sarkozy doğruyu söylüyor.
Sezilerim ise Türkiye'nin komuta mekanizmasında söz sahibi olmasına izin verilmeyeceğini söylüyor...
Seziler ve gazeteciliğin altıncı hissi yetmezse biraz da tarihe bakarız.
Çünkü tarih bana Türkiye'nin NATO'dan ve NATO'lu ülkelerden ne denli kazık yediğini çok net ve açık anlatmaktadır.
İsterseniz tarihi 1946'dan başlatalım.
1 Nisan 1946'da ünlü Missouri zırhlısı İstanbul'a gelmişti.
Bütün şehir ve hatta bütün Türkiye ölen Türk büyükelçisinin naaşını getiren bu zırhlının karşılanması için seferber edilmişti.
Camilerin minarelerine 'Wellcome Missouri' yazılı mahyalar asıldı. Türkiye'nin dört bir yanındaki genelevlerde çalışan kadınlar özenle seçilerek İstanbul'a getirildi ve Amerikan askerlerin hizmetine sunuldu.
Japonya'nın teslim alınması anlaşmasının imzalandığı Missouri'nin İstanbul ziyareti Tük-Amerikan ilişkilerinin başlangıcı ve Türkiye'nin NATO esaretinin ilk adımıydı.
İşi garantiye almak isteyen Ankara, Mayıs 1948'de kurulan İsrail Devleti'ni tanıyan ilk ve tek Müslüman ülke oldu...
Peşinden Kore'ye gönderilen ve orada şehit düşen Türk askerler geldi. Şubat 1952'de Türkiye ''başının belası' olacak bir paktın üyesi oldu. Kısa süre içinde Türkiye'nin her tarafı Amerikan ve NATO üsleriyle doldu. 30 bin Amerikan askeri kendi hukukuyla Türkiye'de görev yapmaya başladı.
Konumuzla ilgili olarak özet ve sırayla bakalım.
1-NATO istedi diye Türkiye hiçbir nedeni yokken Suriye ile olan sınırı boyunca bir milyon mayın döşedi.
2-Türkiye tüm dış politikasını NATO ve ABD'nin istekleri doğrultusunda şekillendirdi ve uyguladı.

3-Türkiye'deki Amerikan ve NATO üsleri Irak, Lübnan ve Ürdün'deki halk hareketlerine karşı kullanıldı.
4-NATO istedi diye Türkiye BM'de Cezayir'in bağımsızlığına karşı oy kullandı.
5-NATO istedi diye Türkiye 1956'da Fransa, İngiltere ve İsrail'in Mısır'a saldırısına dolaylı da olsa destek verdi.
6-NATO istedi diye Türkiye; İsrail ile askeri işbirliğine girişti.
7-ABD ve İngiltere 1953'te anti-emperyalist Musaddık yönetimini deviren generallere destek vermek için Türkiye'deki NATO üslerini kullandı.
8-ABD; Türkiye'deki üslerinde yüzlerce atom bombası stok etti. Bu bombaların bir kısmı halen İncirlik üssünde bulunmaktadır.
İçte ise durum pek farklı değildi.
Örneğin tüm askeri darbe ve girişimlerin arkasında ABD, NATO ve Gladio türü NATO içi örgütlerin rol ve payı vardır. Benzer şekilde son 50 yılda yaşanan tüm karanlık olayların içinde ya da arkasında yine aynı örgütlerin olduğu kanıtlandı.
Kuruluş sürecinde ve sonraki tüm aşamalarda ABD ve NATO ülkelerinin PKK'ya olan ve devam eden destek ve yardımlarını bilmeyen yok.
Peki şu NATO dediğimiz 'tek dişli canavar' Türkiye için hiç iyi bir şey yapmadı mı?
Yani Türkiye'nin başından beri ölesiye sevdiği ''Yahşi Cazibe'' hep 'Vahşi Cazibe'' miydi?
Bunun yanıtını da yarına bırakalım.

23 11 2010 AKŞAM

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
FÜZE KALKANI: NATO'DAN ÇIKMAK HAYAT MESELESİ
Sayfa başına dön 
3 sayfadaki 5 sayfasıSayfaya git : Önceki  1, 2, 3, 4, 5  Sonraki
 Similar topics
-
» FÜZE KALKANI Kimin Icin?
»  Füze kalkanı haftaya devreye giriyor...
» NATODAN TEKLİF!!!!
» ÜMİTALİYEVA: HAYAT VE ÖLÜM ARASINDA MÜCADELE VERİYORUM
» ERMENİ MESELESİ VE ERMENİSTAN

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
AKINCILAR :: UMUMİ :: Anti-Emperyalist Cephe-
Buraya geçin: