AKINCILAR

AKINCILAR FORUM
 
AnasayfaKapıGaleriAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Necip Fazıl'ı Doğru Anlamak.M.Miyasoğlu

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Erhan Eren



Mesaj Sayısı : 76
Reputation : 0
Kayıt tarihi : 17/05/09

MesajKonu: Necip Fazıl'ı Doğru Anlamak.M.Miyasoğlu   Paz Mayıs 23, 2010 7:46 am

Necip Fazıl Kısakürek, Büyük Doğu dergisini yayınlamaya başladığı
1943'ten, ölüm tarihi olan 1983 yılına kadar aralıksız tam 40 yıl bir
dâvânın sözcüsü olmuş, bu yolda pek çok çilelere katlanmıştır. Tek Parti
döneminde Matbuat Umum Müdürü imzasıyla bir genelge yayınlanarak resmen
"Allah ve ahlâktan bahsetmenin yasak" sayıldığı bir ortamda hakkı
tebliğ etmiştir. Şair ve tiyatro yazarı olarak her türlü resmi desteğe
ve iki yüksek okulda hocalık imkânına sahipken, dünya nimetlerinden
çoğunu terk edip hakkı söylemeyi tercih etmiştir. Halka zulmedenlerin
okul kitaplarına girmeyi önemsemeyerek hapse girmeyi tercih eden bir
şahsiyeti anmanın bugünlerde farklı bir anlamı vardır.
Üstadı 27. ölüm yıldönümü vesilesiyle yeniden anlamaya çalışıyoruz.
Yeni neslin onun mesajını daha iyi anlaması için bu çok önemli. Başka
türlü 100 ciltlik külliyatını gündeme getirme imkânı olmuyor.
Yaşadığımız çağa İslâm'ın evrensel mesajını anlatmak açısından bu çok
önemli bir fırsat. Böylece hem ülkemiz, hem de İslam dünyası ile
insanlık idrakini yeniler ve Allah rızasını kazanmak için insanca bir
düzen fikrini benimser.
Onu anmak, mesajını anlamaya vesile olacaksa bir anlamı vardır. Yoksa
bunca salon toplantılarına hiç gerek yok. Esasen her mümini rahmetle
anmak için üç İhlâs bir Fatiha yeter. Fakat andığınız kişi çok önemli
bir anlayışın, kendine özgü bir dünya görüşünün sembolü haline gelmişse,
o zaman böyle bir şahsiyeti arada bir anmak, Necip Fazıl'ın vasiyetinde
ifade ettiği gibi "Allah ve Resulünün bağrı yanık bir sevdalısını arada
bir anmak"tır ve bunca kaos arasında farklı bir anlam ifade edecektir.
Necip Fazıl'ın temsil ettiği ve tavizsiz bir şekilde hayatı boyunca
savunduğu bizi biz yapan milli ve dini değerler vardı; bunları savunmak
için 40 yıl yayın yaptı, mücadele etti, mahkemelerde hesap verdi,
hapislere girdi ve son olarak Sultan Vahidüddin'in hakkını savunduğu
için mahkum öldü.
Mesajlarının temelinde bu milletin milli ve manevi değerlerine sahip
çıkmak, tarihi misyonumuza ve inandığımız değerlere Ehl-i Sünnet inancı
çerçevesinde bağlı kalmak çabası vardır. İslâm dünyasının sıkıntılı
dönemlerinde ortaya çıkan Reformist görüşlere de Tarihselci yorumlara da
karşı çıkarken Ehl-i Sünnet inancının Kur'an ve Sünnet ışığındaki
Şeriat-Tasavvuf bütünlüğü çok önemlidir.
Emperyalist Batı Avrupa'nın 200 yıldır dünyaya yaydığı Aydınlanma
düşüncesine yönelttiği eleştiriyle, materyalizme yol açan pozitivist ve
rasyonalist düşüncenin yanlışlığını kökten tespitlerle ortaya koyar.
Böylece, 20. yüzyılda vahye dayalı hayat ve medeniyet telâkkisini bütün
yönleriyle savunduğu için çağdaş İslâm düşünürlerinin hepsinden ayrılır.
Önce modern dünyanın bunalımını dile getirir, sonra da buna çözüm
yolları arar.
Çerçeve başlıklı köşe yazılarının sistemli bir şekilde toplanıp
kitaplaştırılmasıyla oluşturulan ilk fikri kitabında bu bir mütefekkir
portresinin ilk çizgileri görülür. Tanrıkulu'ndan Dinlediklerim sözünü
ettiğimiz bu arayışı, İdeolocya Örgüsü de bulunan çözüm yollarını
Türkiye'ye özgü değerlendirmelerle sistemli bir şekilde ortaya koyar.
[b]Ölürken bile tebliğ görevinde[/b]


Necip Fazıl'ın mistik nitelikleri ağır basan şiirleriyle tasavvuf
kültürünün benimsenip yaygınlaşmasında önemli katkıları olmuş, tabakat
edebiyatına yeni bir üslûp kazandırmıştır. Her nesilden pek çok insanın
hidayetine vesile olan bu dâvâ adamının hatırasını anmalıyız.
Ölümünden bir hafta sonra, kendi halinde bir vatandaşın Büyük Doğu'ya
gelerek başından geçenleri anlattıkları buna örnek... Rahmetli olan
oğlu Ömer Kısakürek, Üstadın ölümünden kısa bir süre sonra orta yaşlı bu
adamın kendisine anlattıklarını mealen şöyle nakletmişti:
"Bir hafta öncesine kadar Necip Fazıl'ı bilmediğim gibi, dünyadan da
habersiz yaşıyordum. Bir gece yarısı, her zamanki âdetim üzere, fitil
gibi sarhoş bir halde Boğaz'daki banklardan birine oturmuş, denize
bakıyordum. Suları yara yara bir Yunus balığı sahile yaklaştı, önümde
ağzını açarak durdu. Ağzından beyaz sakallı heybetli bir insan başını
çıkardı, eliyle beni göstererek, "Üç gün sonra görürsün!" dedi ve
kayboldu. Ben artık üç günlük ömrümün kaldığına hükmederek her şeyi
bıraktım, tövbeye başladım ve Eyüp Sultan çevresinden ayrılmadım.
Gerçekten de üç gün sonra, asker kordonu altında mezarlığa getirilen bir
cenazenin defnedilmesine şahit oldum. Mezara indirilen ölünün yüzünü,
son anda görmek isteyenler için açtılar ve ben de orada olduğum için
gördüm. Tabii çok şaştım; çünkü üç gün önce balığın ağzından çıkıp beni
uyaran insan oydu ve onun kim olduğunu cenazeyi kabre koymak için
gelenlerden öğrendim. Bir haftadır gece-gündüz kitaplarını okuyorum.
Üstad giderayak beni de uyandırdı. Onun bu cephesini de tanıyın. Allah
ondan râzı olsun, rahmetini esirgemesin..."
Ölümüyle cenazesinin defniyle bile pek çok insana İslâmi hakikati
tebliğ eden bu büyük şahsiyetin 100'den fazla eseri var, pek çoğu hâlâ
elden ele dolaşarak okunuyor. Her konuda ölçü sayılabilecek görüşleri
yanında, en az 10 türde çok başarılı edebi, dini, tarihi, siyasi ve
sosyal konularda bugün de üzerinde durulacak önemde, klasik nitelikte
eserleri elden ele dolaşıyor, piyesleri sahneleniyor.
Necip Fazıl'ın hikâyeleri ile şiirlerini bir araya getiren Çile,
düşünen adamın dünya çapındaki trajedisini ortaya koyan Bir Adam
Yaratmak ve Peygamberimizin hayatını şiir gibi anlatan Çöle İnen Nur her
zaman okunacak kadar canlı, gündemden düşmeyen eserleri. Sultan İkinci
Abdülhamid ile Sultan Vahidüddin adlı eserlerindeki tarih tezleri her
çevrede yıllardır tartışılıyor. Tanrıkulu'ndan Dinlediklerim, İdeolocya
Örgüsü ile Batı Tefekkürü ve İslâm Tasavvufu adlı eserleri felsefenin
gündemi.
Son Devrin Din Mazlumları'nın hukukunu ve İslâm'ın hakikatini onun
kadar vukuflu ve cesur bir tarzda savunabilen, Ağaç, Büyük Doğu, Borazan
ve Rapor gibi yayın organları çıkaran Necip Fazıl'ı doğru anlamak kolay
değil. O da geç anlaşılan Büyük Mazlumlar gibi zamanla anlaşılır
inşallah...
[b]Necip Fazıl'ın evrensel mesajı[/b]


Bir saate yakın süren bu konferanstan sonra Necip Fazıl Kısakürek
adlı deneme, Necip Fazıl Armağanı adlı derleme kitaplarımla Edebiyat
Sohbetleri'ni ilgilenen dostlara imzaladım, sonra da Kocasinan
Belediyesi misafirhanesinde bazı dostlarla daha özel bir sohbete
katıldım. Burada da tabii Üstad çevresinde yapılan, yapılması düşünülen
faaliyetlerle onun mesajının ortaya konmasıyla ilgili haberler, görüşler
ve gelişmeler konuşuldu. Büyük Doğu çevresinde yetişen dostların
çeşitli mülahazalarla farklı çevrelerde ne hallere düştükleri üzerinde
duruldu.
Bu konuşmaları ve konferansı burada özetlemem imkânsız. Çünkü benim
mesajım 40 yıla varan bir birikimin özlü, özet ve komprime ifadeleridir;
inşallah Necip Fazıl Kısakürek adlı kitabımın beşinci baskısına yeni
bir bölüm olarak ilave edilecek. Çünkü konuşmamın özü, doğumunun 100.
yıldönümünde geliştirdiğim Üstada dair tesbitlerdir ve bence de çok
önemlidir; Necip Fazıl'ın vahye dayalı bir medeniyet tasavvurunun temel
verilerini ortaya koymaktadır. Bizim bu çağda ülkemize ve insanlığa
sunabileceğimiz evrensel mesajın çeşitli yönleri, Aydınlanma
düşüncesiyle pozitivizme karşı çıkışın temel gerekçeleri, benim son iki
yıldır üzerinde durduğum hususlardır. Asıl bu yönüyle Necip Fazıl ortaya
konmazsa, o ve eserinin temel özellikleri gözden kaçırılmış, mesajı bu
ülkenin aktüel ve politik kargaşası içinde görmezlikten gelinmiş; Büyük
Doğu tasavvuru, Büyük Ortadoğu Projesi'nde eritilmiş olur. İki yıl önce,
doğumunun 100. yıldönümünde Nazım Hikmet'in ideolojisi ve komünist
kimliği yok edilerek düzene nasıl eklemlenmişse, Necip Fazıl için de
aynı şey yapılmış olur.
Necip Fazıl'ın Büyük Doğu kavramıyla ifade ettiği İslâmi dünya
görüşünü yok sayarak onu anmak, Üstadın eserleriyle hayatının manası
için 100. doğum yıldönümünde muhteşem bir mezar yapmak demektir. Pek çok
akademisyenle protokol konuşmaları meraklı pek çok politikacının yapmak
istediği değilse bile yapabildiği sadece budur. Bu ise yalnız bize ve
Üstada değil, bütün insanlığa yapılmış büyük bir haksızlık ve
kötülüktür. Zaten sağlığında onu günlük polemiklerle politik
tartışmaların gölgesinde anlamaya çalışanlar, öldükten sonra da yeni
nesillerin anlamaması için elerinden geleni yapıyorlar demektir.
Şunu çok iyi bilmek gerekir ki; Necip Fazıl, dünya görüşü ve siyaset
düşüncesi ikinci plana atılarak anlaşılabilecek şair ve tiyatro yazarı
değildir. Onun dünya görüşü anlaşılmadan eserlerinin manasıyla mesajının
anlaşılması mümkün değildir. Çünkü Üstad, 30 yaşından sonra benimsediği
İslâmi dünya görüşünü hem mecazlarla hem de kavramlarla ifade ederken,
eşine az rastlanır bir dille bütün insanlığın meselelerini de anlatmaya
çalışır. O yüzden Necip Fazıl yalnız bizim için değil, hem İslâm
dünyası, hem de insanlık için çok önemli bir şahsiyet.
Üstadı ölümünün 27. yıldönümü vesilesiyle bir kere daha rahmet ve
minnetle anmak, onu ve mesajını daha doğru anlamak için vesile olacaktır
umudundayız...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
vertes
AKINCI MOD
AKINCI MOD
avatar

Mesaj Sayısı : 323
Reputation : 14
Kayıt tarihi : 14/06/09

MesajKonu: Geri: Necip Fazıl'ı Doğru Anlamak.M.Miyasoğlu   Paz Mayıs 23, 2010 7:36 pm

[color:cd34=orange]Ölümünden bir hafta sonra, kendi halinde bir vatandaşın Büyük Doğu'ya
gelerek başından geçenleri anlattıkları buna örnek... Rahmetli olan
oğlu Ömer Kısakürek, Üstadın ölümünden kısa bir süre sonra orta yaşlı bu
adamın kendisine anlattıklarını mealen şöyle nakletmişti:
"Bir hafta öncesine kadar Necip Fazıl'ı bilmediğim gibi, dünyadan da
habersiz yaşıyordum. Bir gece yarısı, her zamanki âdetim üzere, fitil
gibi sarhoş bir halde Boğaz'daki banklardan birine oturmuş, denize
bakıyordum. Suları yara yara bir Yunus balığı sahile yaklaştı, önümde
ağzını açarak durdu. Ağzından beyaz sakallı heybetli bir insan başını
çıkardı, eliyle beni göstererek, "Üç gün sonra görürsün!" dedi ve
kayboldu. Ben artık üç günlük ömrümün kaldığına hükmederek her şeyi
bıraktım, tövbeye başladım ve Eyüp Sultan çevresinden ayrılmadım.
Gerçekten de üç gün sonra, asker kordonu altında mezarlığa getirilen bir
cenazenin defnedilmesine şahit oldum. Mezara indirilen ölünün yüzünü,
son anda görmek isteyenler için açtılar ve ben de orada olduğum için
gördüm. Tabii çok şaştım; çünkü üç gün önce balığın ağzından çıkıp beni
uyaran insan oydu ve onun kim olduğunu cenazeyi kabre koymak için
gelenlerden öğrendim. Bir haftadır gece-gündüz kitaplarını okuyorum.
Üstad giderayak beni de uyandırdı. Onun bu cephesini de tanıyın. Allah
ondan râzı olsun, rahmetini esirgemesin..."
[/color]

[color:cd34=orange] erhan gönüldaş aplike yazın güzeldi teşekkür ederim..[/color]
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
MECER

avatar

Mesaj Sayısı : 93
Reputation : 10
Kayıt tarihi : 16/05/09

MesajKonu: Geri: Necip Fazıl'ı Doğru Anlamak.M.Miyasoğlu   Paz Mayıs 23, 2010 10:53 pm

[size=18]Erhan kardes..

Sen Miyasoglu hakkinda hic Ibda baglilarinin ne dedigine bakmamissin.

Miyasoglu neyi anlatiyor.Miyasoglu neden kendindan baska Üstadi anlatacak adam begenmez..Miyasoglu neden IBDA denilince kendine kacacak delik arar.Biraz IBDA Tarihine bakmak lazim..

Ben sadece bir gönüldastan,Miyasoglu hakkindaki TECRIT Hükmünü alinti yaparak yaziyorum.
Buraya ondan satir koymaya degmez hükmünü de ifade ediyorum...

Vesselam...


..................
.................


Üstad’ı anma günlerinde kendini en fazla öne atanlardan biri de Mustafa Miyasoğlu’dur. “Bir Necip Fazıl uzmanı” olarak kartvizit bastırmış mıdır bilmeyiz ama, kendine Üstad’ı “meslek” olarak seçtiği ortadadır. “Büyük Doğu” demeden, “Başyücelik Devleti”nden bahsetmeden, “bir Necip Fazıl uzmanı” olmak ne kolay, ne eğlenceli, ne kazançlı bir yoldur.
Bu adam, bir edebiyat meraklısıdır. Üstad’ı da kendisi gibi sanır. O’nun şiirlerini alır karşısına, “ne derin mânâları olduğunu”, mânâlarından hiç anlamadan, bıkıp usanmaksızın düşünür durur. Ne lüzumsuz bir fedâkârlık! Bir adam, bir şeyin mânâsını hiç anlamadan, o şeyin mânâsı üzerinde bıkıp usanmaksızın durup düşünme gayretini nereden bulur?
Hani bu şuna benzer: Karşınıza hiç anlamadığınız dilde yazılmış bir kitabı alın, onun üzerinde bıkıp usanmadan yıllarca düşünün. “Deli misin?” derler adama. Ama aldanmayın; Miyasoğlu deli falan değil, bilâkis pek uyanık biridir. Bu iş, onun bir nev’i “prestiji”, “kariyer”i olmuştur. Asıl kabahat kendisinde değil, kendisini kaval dinleyen koyunlar gibi dinleyip, ona şunu sormayanlardadır:
- Yahu Miyasoğlu, sen Üstad’ın şiirinin ne derin mânâları olduğunu anlata anlata bitiremiyorsun ama, o şiirlerin üzerinde “Made in England” gibi bir asalet mührü olan “Büyük Doğu” mânâsından hiç bahsetmiyorsun. Üstad, İman ve İslâm Atlası’nı niye yazmıştır, Büyük Doğu İdeolocyası’nı kime ithaf etmiştir, Başyücelik Devleti bir masal mıdır, gerçek midir… hiç oralı olmuyorsun. Üstelik tutup, “tek kelimemin bile boşa gitmediğine inanıyorum” dediği mânâyı karalayıp, onun yerine kendi edebiyat taşkafanı takdime kalkıyorsun. Bir köşede sıkıştırılıp tekme tokat uyarılıyorsun, ama köpek b.. yemekten usanmaz misâli, bir süre sonra yine aynı yâveleri sürdürüyorsun. Yeter artık, in Üstad’ın sırtından! Sen madrabaz mısın, lâftan anlamaz mısın?
Pekâlâ, biz yine kaba olmayalım da şunu bilelim:
- Miyasoğlu kıratında adamların Üstad’ı anlama gayreti, körlerin fili tarifine benzer. O’nu “ölmüş gitmiş şair ve dâvâ adamlarından biri” sanırlar. O’nun “Sultan ibn-i Sultan “hesabı, “Velî elinde yetişmiş Velî” olduğundan habersizdirler. Bundan dolayı, şiirine de, dâvâsına da yabancı kalırlar.

[/size]
.............
..............
............

ÜSTAD’I ANMAK – KUŞLAR VE YILANLAR- SELİM GÜRSELGİL




[url=http://akademyakultur.blogspot.com/2009/06/ustadi-anmak-kuslar-ve-yilanlar.html]YAZININ TAMAMI ICIN TIKLAYINIZ...[/url]
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Necip Fazıl'ı Doğru Anlamak.M.Miyasoğlu
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» YAHUDİ GÖZÜYLE NECİP FAZIL

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
AKINCILAR :: UMUMİ :: Tarih :: BD - İBDA Mücadele Tarihi-
Buraya geçin: