AKINCILAR

AKINCILAR FORUM
 
AnasayfaKapıGaleriAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 DOĞRAMACI'NIN ARDINDAN

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
AZYA
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: DOĞRAMACI'NIN ARDINDAN   Perş. Nis. 29, 2010 4:12 pm

[color:9fca=white][size=18][/color][color:9fca=white][b][color:9fca=red]İsmiyle Müsemma Doğramacı'nın Ardından
[/b][/color]

[b][color:9fca=cyan]Mehmet Kerem Doksat[/color][/b]

12 Eylül 1980 darbesini yapan kuvvet komutanlarına [b]ABD’li[/b] yetkililer şu sözleri söylemişti:

[i]“Darbeyi yaparsanız yeni rejimi tanımakta gecikmeyiz. Ancak darbeden sonra sizden bâzı kişileri değerlendirmenizi istiyoruz. Bunlar [/i][b][i]Başbakanlık Müsteşarı Turgut Özal[/i][/b][i] ile [/i][b][i]Hacettepe Üniversitesi Rektörü İhsan Doğramacı’dır[/i][/b][i].” [/i][/color][b]

[color:9fca=white]12 Eylül 1980[/color][/b][color:9fca=white]günü [b][i]CIA[/i][/b][i] Türkiye Masası Şefi[/i] [b][i]Paul Henze’nin[/i][/b][b],[/b] [b][i]ABD Başkanı Jimmy Carter’ın[/i][/b] kulağına eğilip[/color][color:9fca=white][i]:

“[/i][i]Bizim çocuklar işi başardı[/i]” ([/color][color:9fca=white][i]Our boys have done it)

[/i]dediği bilinmektedir.
Böyle bir pazarlık sonucunda, 12 Eylül Rejimi tarafından kurulan [b]Yüksek Öğretim Kurulu’nun[/b] başına getirilen [b][i]İhsan Doğramacı[/i][/b] ile [b]YÖK[/b] diye diye çağdaş ve özerk üniversite yok edildi.

12 Eylül faşizminin üniversite ayağının en önemli aktörlerinden olan [b][i]Doğramacı[/i][/b], 1981-1992 yılları arasında on bir yıl boyunca [b]YÖK’e[/b] başkanlık etti.

Başkanlığı süresince, 1402 sayılı yasa gerekçe gösterilerek yüzlerce ilerici akademisyenin görevine son verildi. Üniversite öğrencileri potansiyel suçlu olarak görüldü ve binlerce öğrenciye disiplin cezası verildi.

[b][i]Doğramacı[/i][/b], üniversitelerden özgür düşünceyi kovmak için pek çok şey yaptı, bilimden ve aydınlanmadan yana olan her şeye savaş açtı.

Eğitimin özelleştirilmesi ve üniversitelerde yüksek harç parası alınmasının önü açıldı. Bir devlet kurumunun başındaki kişi olarak, ilk özel üniversite olan Bilkent Üniversitesi’ni kurdu. Böylelikle eğitimin piyasalaşması adına önemli bir adım atıldı. [/color][b][i]

[color:9fca=white]İhsan Doğramacı[/color][/i][/b][color:9fca=white], [b]YÖK Başkanlığı[/b] döneminde [b]Hacettepe Üniversitesi’nin[/b] Beytepe kampüsündeki arâziler ile [b]ODTÜ[/b] arâzilerini işgâl ederek, başta [b]Bilkent Üniversitesi[/b] olmak üzere arâzileri kendi şirketlerine tahsis etti ve [b]İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi’ne[/b] âit Bilezikçi Çiftliği’ni [b]Bilkent’e[/b] aldı.

Ancak bu arâzi, Orman Fakültesi öğretim elemanlarından bir grubun idârî mahkemeye d[u]a[/u]v[u]a[/u] açmaları üzerine geri alındı.

[b][i]Prof. Dr. İhsan Doğramacı’nın[/i][/b] ilk basımı 1952 yılında, ondördüncü son basımı da 2000 yılında yapılan “[b]Annenin Kitabı[/b]” başlıklı bir çocuk bakım kitabı bulunmaktadır.

Bu kitabında [b]ABD’li[/b] bilim insanı [b][i]Dr. Benjamin Spock’un[/i][/b] (1902-1998) ilk baskısı 1946 yılında yapılan “[b]Çocuk Bakımı ve Eğitimi[/b]” (Baby and Child Care) adlı dünyaca ünlü kitabından, kaynak göstermeden alıntılar (aşırma/intihâl) yaptığı, ilk kez 29 Kasım 1981 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nde [b][i]Uğur Mumcu[/i][/b] tarafından yazılmıştı.

Bu olay daha önce de bâzı bilim insanlarının dikkatinden kaçmamıştır. Zaman içinde bu olaya çeşitli bilim insanları atıfta bulunmuştur.

[b][i]İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi[/i][/b] [b][i]Prof. Dr. Hasan Yazıcı[/i][/b] bu aşırma olgusunu kamuoyuna yeniden duyurdu. [/color][b][i]

[color:9fca=white]Prof. Dr. Hasan Yazıcı[/color][/i][/b][color:9fca=white] başkanlığındaki [b]Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) Bilim Ahlâkı Komitesi[/b], 4 Mart 1998 tarihinde [b][i]Doğramacı’nın[/i][/b] [b]aşırma olayını, diğer önemli aşırma örnekleriyle birlikte kınama kararı aldı[/b].

Bu olay üzerine [b][i]Doğramacı[/i][/b], [b][i]Hasan Yazıcı[/i][/b] aleyhine d[u]a[/u]v[u]a[/u] açtı. [b]Yargıtay 4. Hukuk Dâiresi, oybirliğiyle [i]Doğramacı’nın[/i] aşırma yaptığına karar verdi[/b].

Ancak 10 Mayıs 2006 tarihinde [b]Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, oyçokluğuyla [i]Doğramacı’nın[/i] aşırma yapmadığına karar verdi[/b].

Türkiye hukuk tarihinde çok sorgulanan bu karar, başta [b][i]Benjamin Spock’un[/i][/b] eşi [b][i]Mary Morgan[/i][/b] olmak üzere gerçek bilim insanlarını tatmin etmedi.

Türkçe kitabı çevirtip inceleyen [b][i]Mary Morgan[/i][/b], [b][i]Doğramacı’dan[/i][/b] [b]özür talep eden mektubunu kamuoyuyla paylaştı[/b].
Bu arada [b][i]Doğramacı’nın[/i][/b], d[u]a[/u]v[u]a[/u] dosyası Yargıtay Hukuk Genel Kurulu`na gelmeden hemen önce, kendi kitabının 1943 tarihinde yayımlandığını, yâni [b][i]Spock’ın[/i][/b] kitabından üç yıl önce yayımlandığını bildiren bir temyiz yanıtı gönderdiği ortaya çıktı.

Gönderilen yanıta “[b]Annenin Kitabı – Çocuk Bakımı ve Anne Rehberi[/b]” adlı kitabının kapağı da eklenmişti.

D[u]a[/u]v[u]a[/u]nın açılmasından itibâren aşırma suçlamasından aklanabilecek olan böyle bir kitabın varlığından, d[u]a[/u]v[u]a[/u] boyunca hiç söz edilmemesi tuhaftır.

Bir başka tuhaflık ise, böyle bir kitabın Türkiye’de basılan bütün kitapların kaydının bulunduğu [b]TBMM Kütüphânesi’nde[/b] ve [b]Millî Kütüphâne’d[/b]e bulunamamasıdır.

Ne yazık ki bu güne kadar böyle bir kitabın kapağından başka, varlığını gören olmamıştır.
[b][i]Prof. Dr. Celal Ertuğ’un[/i][/b] yazdığı “[b]Türkiye’de ve Dünyada İhsan Doğramacı Olayı[/b]” (1996) adlı kitapta iki profesör, doçent oluşlarını anlatmışlardır.

[b][i]Dr. Tuğrul Pırnar[/i][/b] radyoloji asistanıdır ve doçentliğe başvuracaktır, fakat hocası tezini beğenmediği için doçentliğin kendisi için erken olduğunu söyler. Ancak [b][i]Dr. Pırnar[/i][/b] yine de başvurur. Olayı [b][i]Dr. Pırnar[/i][/b] şöyle anlatır:

[i]“Röntgen hocası her nedense doçentlik girişimime karşı çıktı. Yurtdışında hazırladığım tezime esas olarak çalışmayı kendimin yapmadığını varsaydı. [/i][b][i]Doğramacı[/i][/b][i] doçentliğin kabûl edilmeyeceğini düşünerek benim jürime üye oldu. [/i]

[i]Sözlü sınav, korktuğum şekilde röntgen hocasının beni sıkıştırması ve beni korumak için jüri üyesi olan [/i][b][i]Doğramacı’nın[/i][/b][i] bana nefes aldıran girişimi ve müdahaleleri arasında çok sıkıntılı bir şekilde geçti. Röntgen hocası beni bırakmak istedi ama [/i][b][i]Doğramacı[/i][/b][i] bin bir dereden su getirerek ve diğer üyeleri ikna ederek ‘Buradan geçirelim deneme dersi aşamasında karar verelim’ diyerek kabûl ettirdi. Deneme dersini 45 dakikada bitirerek salondan çıktım. Birden salondan ve koridordan bir alkış koptu ki o kadar olur. Alkış ve tezâhürat güzel de bir türlü bitmiyor. Tabii bir süre sonra bunun jüriyi etkilemek amacıyla düzenlenen bir olay olduğunu fark ettim. [/i][b][i]Doğramacı[/i][/b][i], ‘Dersin ne kadar beğenildiğini görüyorsunuz, bunu başarılı kabûl edip, adaya doçentlik unvanı vermek zorundayız. Yoksa ben bu heyecanlı grup içinden sizi geçirmeyi göze alamam, size hakaret edebilirler’ diye baskı yapmış. Sonuçta röntgen hocası çâresiz kalıyor, ‘tamam [/i][b][i]İhsan Bey[/i][/b][i], adayın doçent olsun, ama ben aldatıldım’ diyor. İşte benim doçent oluşumun hikâyesi böyledir”.[/i]
Bu olayda [b][i]Doğramacı’nın[/i][/b] yaptıkları bilim etiğine aykırıdır. Kendisi çocuk hastalıkları profesörü olduğu hâlde, radyoloji jürisine girmiş, alkış senaryosu hazırlanmış, tehdit ve baskı uygulanmıştır.

[b][i]Dr. Doğan Remzi[/i][/b], üroloji asistanıdır ve doçent oluşunu şöyle anlatır:

[i]“1967 yılında üroloji profesörleri doçentlik sınavında başarısız olduğuma karar verdiler. Ben de rektör [/i][b][i]Doğramacı’ya[/i][/b][i] giderek ‘artık benim burada geleceğim yok’ dedim. [/i][b][i]Doğramacı[/i][/b][i] bu duruma çok üzüldü ve aynen şunları söyledi: [/i]

[i]‘Üzülme ben bu sorunu çözerim, tanınmış bir üroloji profesörünün adını ver, ben hemen onu buraya tâyin edeyim ve gelecek yıl bu profesör başkanlığında jüri kurdurup işi bitiririz’ dedi. [/i]

[i]İnanılır gibi değildi ama gerçekleşti. [/i][b]ABD’den[/b][b][i]Prof. Dr. William Staubitz[/i][/b][i] Hacettepe’ye getirildi ve profesör olarak atandı. Doçentlik jürisi 1968 yılında onun başkanlığında kuruldu. [/i][b][i]Doğramacı’nın[/i][/b][i] sâyesinde haksızlık giderildi ve doçent oldum”.[/i]
Bu olayda da [b][i]Doğramacı[/i][/b], bilim etiğine aykırı davranarak, kendi istediği asistanı doçent yapmış ve bilim dünyasına kazandırmıştır.

Açıkça görülüyor ki, [b][i]İhsan Doğramacı[/i][/b] üniversitede bilim etiğine karşı işlerde bulunarak, türlü yollarla istediği bilim insanlarına unvan verilmesini sağlamıştır.

Bu şekilde profesör olanlar, üniversite ve [b]YÖK[/b] yönetiminde bulunarak, iş bilir ve iş bitirir [b][i]Doğramacı’yla[/i][/b] birlikte üniversitelerin doğranmasına katkı vermişlerdir. Bugün üniversitelerin temelinde yatan zihniyet, bu anlayışın eseridir. [b][i]Doğramacı[/i][/b], üniversitelerin bugün içerisinde bulunduğu durumun en başta gelen sorumlularındandır.
10 Mayıs 1989 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nde Berlin Özgür Üniversitesi (Freie Universitaet Berlin) Öğretim Üyesi [b][i]Prof. Dr. Gerhard Bauer[/i][/b] ile söyleşi yapılmıştır.

Bu söyleşide [b][i]Gerhard Bauer[/i][/b], [b][i]İhsan Doğramacı’nın[/i][/b] kendisine söylediklerini şöyle açıklamıştır:

[i]“[/i][b][i]Doğramacı’nın[/i][/b][i] bir bilim insanı olduğuna inanmak güç. Türkiye’deki sol hakkında bana yazdıklarına çok şaşırdım. ‘[/i][b]Türkiye’de solcular çok azdır ve kafaları çalışmaz, onları dinleme[/b][i]’ diyordu. Hâlbuki ben onun aptal diye bahsettiği insanların pek çoğunu tanıyordum. Bana çok dürüstçe konuşuyorlardı ve yanlış bir tablo görmemi istemiyorlardı. [/i][/color][b]

[color:9fca=white]YÖK[/color][/b][color:9fca=white][i] hakkında o kadar kötü şeyler duydum ki, yaşamını bilime adamış bir kişi olarak rahatsız oldum. Bence hiçbir ülke [/i][b]YÖK[/b][i] gibi bir cezaya lâyık değildir. [/i][b]YÖK[/b][i] çağdışıdır ve hemen ortadan kaldırılmalıdır. Demokratik ülkelerde bu tür akademik yaşamı güdümü altına alan kuruluşların yeri yoktur. [/i][b]YÖK’ün[/b][i] diğer üniversiteler üzerinde diktatoryası var. [/i][b]YÖK’ün[/b][i] Türkiye’de 21. Yüzyıl’dan önce ortadan kaldırılacağını sanmıyorum”.[/i]
Nisan 2006 t[u]a[/u]rihinde, [b][i]İhsan Doğramacı[/i][/b], Ankara’daki köşkünde hükûmet başkanı ile üyelerinden bazılarına yemek vermiş ve görüş alış verişinde bulunmuştur.

Bu görüşmeden sonra 22 Haziran 2006 tarihinde [b]TBMM’de[/b] bir yasa kabûl edildi ve bu yasa 4 Temmuz 2006 tarihinde Resmî Gazete’de sessiz sedâsız yayınlandı.

Bu yasaya göre [b]Bilkent Üniversitesi[/b] kampusu ile Erzurum, Malatya, Şanlıurfa ve Van illerindeki kampuslarında bulunan okulların tüm personelinin ücretlerinden 1 Mart 2006 tarihinden itibâren [b]yirmi beş yıl süreyle kesilecek gelir vergisi tutarını devlete ödemeyecektir. [/b]

Bu paranın, [b]Bilkent Üniversitesi’nin[/b] sözü edilen illerdeki tesisleriyle ilgili her türlü giderler ile bir kısım öğrencilerinin burslarının finansmanında kullanılması kararlaştırılmıştır.

[b]Bu yasa ile devleti devlet yapan temel ilkelerden önemli bir bölümü daha aşındırılmıştır; vergi toplama erkinin devlete âit olması, bütçenin birliği ilkesi ve eşitlik ilkesi açıkça çiğnenmiştir.[/b]
Bütün bu olumsuzluklar göz ardı edilerek, üniversite özerkliğinin ve bilim özgürlüğünün bir numaralı düşmanı olduğu herkes tarafından bilinen öğretim elemanı doğramacısı olan [b][i]İhsan Doğramacı’ya[/i][/b], [b]AKP[/b] iktidarı tarafından 2007 yılı “[b]TBMM Onur ve Yüksek Hizmet Ödülü[/b]” verilmiştir.
[b]Ölümünden kısa bir süre önce Ankara caddelerine asılan reklâm panolarındaki dev afişte [i]Fettullah Gülen’in[/i] fotoğrafı ile [i]İhsan Doğramacı’nın[/i] fraklı, nişanlı, madalyonlu ve kordonlu komik fotoğrafının birlikte asılması anlamlıdır[/b].

Afişin üzerinde ilginç bir [b]slogan[/b] vardı: “[b]Bizi Bizden Kimse Koparamaz[/b]”.

Bu sloganın altında ise ‘[b]Bilkent Düşünce Kuruluşu[/b]’ imzası bulunuyordu. [/color][b]

[color:9fca=white]Bilkent Üniversitesi[/color][/b][color:9fca=white] yönetimi şikâyette bulunarak, bu afişlerin kaldırılmasını sağladı. Olayın nedeni henüz belli değil ama 22 Haziran 2006 tarihli ayrıcalık sağlayan yasa göz önüne alındığında, [b]gelecekte Bilkent Üniversitesi’ni [i]Gülen[/i] cemaâtine satmanın hazırlığı olarak düşünülmesi gerekir[/b].


Ölüm, hangi yaşta olursa olsun, çok zor ve acı bir olaydır.

Ölüm sonrasında, genellikle ölen insanın olumlu tarafları anımsanır. Ancak ölüm, önemli kişiler dâhil hiç kimseye bir ayrıcalık kazandırmamalı, ölen kişinin olumlu ve olumsuz yönleri ortaya konmalıdır. Yaşamı boyunca yaptığı olumsuz ve etik dışı uygulamalarıyla tarihe geçen [b][i]Doğramacı[/i][/b], üniversiteleri doğramasıyla anılacaktır.

Bütün bunların ardından şu hüküm yanlış olmaz: [b][i]İhsan Doğramacı[/i][/b] büyük insandı, tam 95 yaşında öldü… [/color][right][b][i][color:9fca=white]Suay Karaman Tüm Öğretim Elemanları Derneği Genel Sekreteri – Ulus Gazetesi – 8 Mart 2010.[/color][/i][/b][/right]
[center][color:9fca=white]***[/color][/center]


[color:9fca=white][b]Bu yazı tabii ki bana âit değil[/b]; ne lisanı ne de üslûbu ile olamaz da. Ama anlatılanların hepsi doğrudur, hâttâ eksiktir.
Muhtelif kaynaklarda hayatı şöyle özetlenmiş:

[b][i]Doğramacı[/i][/b], 3 Nisan 1915’te Türkmeneli bölgesinin Erbil kentinde doğdu.

İlk tahsilini Türkçe eğitim veren Erbil Iptidaiyesi’nde, orta tahsilini Beyrut Amerikan Üniversitesi’ne bağlı International College’de (1932) tamamladı.

Daha sonra 1938 yılında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. [b][i]Doğramacızâde Ali Paşa’nın[/i][/b] en büyük çocuğuydu. 1938’de tıp eğitimini İstanbul’da bitirince, önce Ankara Numûne Hastânesi’nde [b][i]Prof. Eckstein’ın[/i][/b] yanında ihtisas çalışmalarını tamamlayan [b][i]İhsan Doğramacı[/i][/b], Bağdat’a giderek, orada Amerikan Kız Koleji öğrencisi ve [b][i]Hikmet Süleyman Bey’in[/i][/b] kızı [b][i]Ayser Hanım[/i][/b] ile tanışarak, 1942 baharında evlendi.

Ondan sonra [b]ABD’de[/b] [b]Harvard ve Washington (St. Louis) Üniversiteleri’ne bağlı hastanelerde pediatri dalında asistan ve araştırma görevlisi (fellow) olarak çalışmalarını sürdürdü[/b].
1947 yılında Türkiye’ye döndü ve Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne, çocuk sağlığı ve hastalıkları dalında öğretim görevlisi olarak atandı. 1949’da doçent ve 1954′te de profesör oldu. Ankara Üniversitesi Rektörlüğü (1963-1965), ODTÜ Müteveli Heyet Başkanlığı (1965-1967), Hacettepe Üniversitesi Rektörlüğü (1967-1975) görevlerinde bulunan [b][i]Doğramacı[/i][/b], bundan sonra Paris V Üniversitesi’nde öğretim üyeliğine atandı.

1964-1973 yılları arasında Avrupa Rektörler Konferansı (Standing Conference of Rectors, Presidents and Vice-Chancellors of the European Universities – CRE) yönetim kurulu üyeliği, 1981′den bugüne kadar Uluslararası Yükseköğretim Konferansı (International Conference on Higher Education – I. C. H. E. ) kuruluşunda yönetim kurulu üyeliği, başkanlık ve onursal başkanlık görevlerinde bulunan [b][i]Doğramacı[/i][/b], bu suretle çeşitli ülkelerin yükseköğretim yönetim sistemlerini yakından inceleme imkânını buldu.
10 Aralık 1981 – 10 Temmuz 1992 tarihleri arasında [b]YÖK Başkanlığı’nda[/b] bulunan [b][i]Doğramacı[/i][/b] [b]Bilkent Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanlığı’nı[/b] yapıyordu. Evli ve 3 çocuk babasıydı.



[b][font:9fca=arial, helvetica, sans-serif]12 Eylül faşizmi[/font][/b][font:9fca=arial, helvetica, sans-serif] Türkiye’de [/font][b][font:9fca=arial, helvetica, sans-serif]sâdece solcuların değil, orijinal, farklı ve yaratıcı düşünen herkesin üzerinden silindir gibi geçmiştir[/font][/b][/color][color:9fca=white][font:9fca=arial, helvetica, sans-serif].

Hâttâ[/font][b][font:9fca=arial, helvetica, sans-serif] tasfiye listesinden ismi son anda çıkarılan [/font][/b][font:9fca=arial, helvetica, sans-serif](teferruatıyla biliyorum)[/font][b][font:9fca=arial, helvetica, sans-serif] rahmetli pederimi ([/font][i][font:9fca=arial, helvetica, sans-serif]Nöropsikiyatri Mütehassısı[/font][/i] [i][font:9fca=arial, helvetica, sans-serif]Dr. Recep Doksat[/font][/i][font:9fca=arial, helvetica, sans-serif]) de[/font][/b][font:9fca=arial, helvetica, sans-serif] bir yolunu bulup [/font][b][font:9fca=arial, helvetica, sans-serif]Ankara’daki görevinden müstâfi âddederek uzaklaştırdılar[/font][/b][/color][color:9fca=white][font:9fca=arial, helvetica, sans-serif].

O da [/font][b][font:9fca=arial, helvetica, sans-serif]mahkemeye müracaat etti, kazandı, vazifesine geri döndüğü gün de istifa ederek Adana’ya, Çukurova Tıp Fakültesi Psikiyatri Kürsüsü’nü kurmak üzere hicret etti[/font][/b][font:9fca=arial, helvetica, sans-serif].[/font]

[font:9fca=arial, helvetica, sans-serif]O dönemde ismiyle müsemmâ “[/font][b][i][font:9fca=arial, helvetica, sans-serif]Doğramacı’yla[/font][/i][/b][/color][color:9fca=white][font:9fca=arial, helvetica, sans-serif]” makamında aralarında geçen münakaşayı öfke ve hüzünle anlatmıştı.

[/font][b][i][font:9fca=arial, helvetica, sans-serif]Türkeş[/font][/i][/b] [b][font:9fca=arial, helvetica, sans-serif]namlı zâta muhalif duran, Batı’yı tanıyan ve çok iyi derecede Fransızca bilen bir Türk milliyetçisi olduğu için işlerine gelmeyen pederim, rektör olduğu için [/font][/b][b][font:9fca=arial, helvetica, sans-serif]hazretten randevu alır[/font][/b][/color][color:9fca=white][font:9fca=arial, helvetica, sans-serif]. Huzura çıkar.

Fena hâlde soğuk bir muamele görmesine rağmen kendisine yapılan haksızlığı anlatıp mâni olmasını arz eder. Zâten her şeyden haberdar olan[/font][b][i][font:9fca=arial, helvetica, sans-serif] Doğramacı[/font][/i][/b][font:9fca=arial, helvetica, sans-serif] da buz gibi bir edâyla “[/font][b][font:9fca=arial, helvetica, sans-serif]yapabileceğim hiçbir şey yok, her şey usûle uygun[/font][/b][/color][color:9fca=white][font:9fca=arial, helvetica, sans-serif]” deyip kestirip atar.

Fena hâlde tepesi atan pederim [i]“[/i][/font][b][font:9fca=arial, helvetica, sans-serif]sizin Hristiyan olduğunuz ve bütün bunları Amerika’nın emriyle yaptığınız herkesin ağzında, öyle mi[/font][/b][font:9fca=arial, helvetica, sans-serif][i]”[/i] diye sorar, kıpkırmızı olan ismiyle müsammâ [/font][b][i][font:9fca=arial, helvetica, sans-serif]Doğramacı[/font][/i][/b][font:9fca=arial, helvetica, sans-serif] da [i]“[/i][/font][b][font:9fca=arial, helvetica, sans-serif]biz kimsenin inancıyla ilgilenmiyoruz[/font][/b][font:9fca=arial, helvetica, sans-serif][i]”[/i] cevabını verir[/font][/color][color:9fca=white][b][font:9fca=arial, helvetica, sans-serif].

[/font][i][font:9fca=arial, helvetica, sans-serif]Peder[/font][/i][font:9fca=arial, helvetica, sans-serif] de kapıyı vurup çıkar[/font][/b][font:9fca=arial, helvetica, sans-serif].[/font]

[font:9fca=arial, helvetica, sans-serif]Sonrası malûm.[/font]

[b][font:9fca=arial, helvetica, sans-serif]12 Eylül faşizmi[/font][/b][font:9fca=arial, helvetica, sans-serif] Türkiye’ye üç “hediyeyle” gelmiştir:[/font]

[font:9fca=arial, helvetica, sans-serif]-[/font][b][i][font:9fca=arial, helvetica, sans-serif]Turgut Özal[/font][/i][font:9fca=arial, helvetica, sans-serif] ve Kürtçülük fakirlik[/font][/b][font:9fca=arial, helvetica, sans-serif],[/font]

[font:9fca=arial, helvetica, sans-serif]-[/font][b][i][font:9fca=arial, helvetica, sans-serif]Kâinat Paşa[/font][/i][font:9fca=arial, helvetica, sans-serif] ve dinbazlık anomi[/font][/b][font:9fca=arial, helvetica, sans-serif],[/font]

[font:9fca=arial, helvetica, sans-serif]-[/font][b][i][font:9fca=arial, helvetica, sans-serif]İhsan Doğramacı[/font][/i][font:9fca=arial, helvetica, sans-serif] ve ilmin katli[/font][/b][font:9fca=arial, helvetica, sans-serif]![/font] [/color][center][font:9fca=arial, helvetica, sans-serif][color:9fca=white]***[/color][/font][/center]



[color:9fca=white][font:9fca=arial, helvetica, sans-serif]İsmiyle müsammâ [/font][b][i][font:9fca=arial, helvetica, sans-serif]Doğramacı’nın[/font][/i][/b] [b][font:9fca=arial, helvetica, sans-serif]ABG’li[/font][/b][font:9fca=arial, helvetica, sans-serif] bilim adamı [/font][b][i][font:9fca=arial, helvetica, sans-serif]Dr. Benjamin Spock’un[/font][/i][/b][font:9fca=arial, helvetica, sans-serif] eserinden aşırma, apartma (plagiarism) yaptığı bal gibi doğrudur.[/font]

[b][font:9fca=arial, helvetica, sans-serif]ABG’nin[/font][/b][font:9fca=arial, helvetica, sans-serif] anahtar adamlarından biri (keyman) olduğu da doğrudur.[/font]

[font:9fca=arial, helvetica, sans-serif]Bakın [/font][/color][url=http://www.odatv.com/n.php?n=odatv-o-afisin-izini-surdu-1602101200][font:9fca=arial, helvetica, sans-serif][color:9fca=white]http://www.odatv.com/n.php?n=odatv-o-afisin-izini-surdu-1602101200[/color][/font][/url][color:9fca=white][font:9fca=arial, helvetica, sans-serif] adresine, göreceksiniz.[/font]

[font:9fca=arial, helvetica, sans-serif]Ne hazindir ki, bu adam yüzünden “[/font][b][font:9fca=arial, helvetica, sans-serif]12 Eylül Profesörü[/font][/b][font:9fca=arial, helvetica, sans-serif]” diye aşağılayıcı bir deyiş de tarihe mâl olmuştur.[/font]

[font:9fca=arial, helvetica, sans-serif]Allah’tan ben öyle değilim, pek çok başka hoca da.[/font]

[font:9fca=arial, helvetica, sans-serif]Ama bu adamın kurdurttuğu üniversitelerde Amerikanca tedrisat yapılıyor, öz harsına yabancılaşmış nesiller yetişiyor.[/font]

[b][font:9fca=arial, helvetica, sans-serif]Doçent[/font][/b][font:9fca=arial, helvetica, sans-serif], P[/font][b][font:9fca=arial, helvetica, sans-serif]rofesör[/font][/b][font:9fca=arial, helvetica, sans-serif] veya [/font][b][font:9fca=arial, helvetica, sans-serif]Şef[/font][/b][font:9fca=arial, helvetica, sans-serif] olabilmek için de [/font][b][font:9fca=arial, helvetica, sans-serif]SCI[/font][/b][font:9fca=arial, helvetica, sans-serif], [/font][b][font:9fca=arial, helvetica, sans-serif]SCI-E[/font][/b][font:9fca=arial, helvetica, sans-serif], [/font][b][font:9fca=arial, helvetica, sans-serif]Index Medicus[/font][/b][font:9fca=arial, helvetica, sans-serif], [/font][b][font:9fca=arial, helvetica, sans-serif]Abridged Index Medicus[/font][/b][font:9fca=arial, helvetica, sans-serif] gibi beynelmilel (yâni Batı emperyalizmine hizmet eden) sitelerde yer alan neşriyatınız olması şart hâle getirildi; [/font][b][font:9fca=arial, helvetica, sans-serif]tabii ki öyle olmayanlar da var[/font][/b][font:9fca=arial, helvetica, sans-serif] ama “yes, no, okey, hav maç”tan başka lisan bilmeyen ama [/font][b][font:9fca=arial, helvetica, sans-serif]PubMed’de[/font][/b][font:9fca=arial, helvetica, sans-serif] onlarca neşriyatı olan cemaâtten eşhâs-ı muzırre (ânında sözlük: zararlı kişiler) Doçent, Profesör ve Şef oldu, oluyor.[/font]

[font:9fca=arial, helvetica, sans-serif]Bu işlerin de baş mimarıdır ismiyle müsammâ [/font][b][i][font:9fca=arial, helvetica, sans-serif]Doğramacı[/font][/i][/b][/color][color:9fca=white][font:9fca=arial, helvetica, sans-serif]!

“Çoklu organ yetmezliğiyle”, yâni [/font][b][font:9fca=arial, helvetica, sans-serif]eceliyle[/font][/b][font:9fca=arial, helvetica, sans-serif] öldü 95 yaşında. [/font][b][font:9fca=arial, helvetica, sans-serif]Yaptığı hukuk dışı, etik dışı hiçbir şey için başına bir iş gelmedi, getirtilmedi[/font][/b][font:9fca=arial, helvetica, sans-serif] (yanılıyor muyum [/font][b][i][font:9fca=arial, helvetica, sans-serif]İbrâhim Ağabey[/font][/i][/b][font:9fca=arial, helvetica, sans-serif]).[/font]

[font:9fca=arial, helvetica, sans-serif]Hep derim ya, hâddini çok aştığı için “mecburen” ipe giden [/font][b][i][font:9fca=arial, helvetica, sans-serif]Adnan Menderes[/font][/i][/b][font:9fca=arial, helvetica, sans-serif] hâricinde (ki, [/font][b][font:9fca=arial, helvetica, sans-serif]onun da ismi, iâde-i itibâr ile, Türkiye’nin en ******çü şehrinin, İzmir’in havaalanına verilmiştir[/font][/b][font:9fca=arial, helvetica, sans-serif]), hiç eceliyle ölmeyen gördünüz mü?[/font][/size][/color][/b]
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
AZYA
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 2611
Reputation : 38
Kayıt tarihi : 27/03/10

MesajKonu: Geri: DOĞRAMACI'NIN ARDINDAN   Perş. Nis. 29, 2010 4:27 pm

[size=18]12 Eylül ve YÖK...

Denen o ki, YÖK kanunu, Şili'de, Pinoşe cuntası iktidara geldikten sonra Şili YÖK'ü için Amerika'nın ellerine tutuşturduğu kanunun birebir çevirisinden ibarettir.

Türkiye'de durum belli, çocuklarımızı nasıl yetiştireceğimize dair Millî Eğitim'de kararları Amerikalılar alıyor. Bu milletin çocukları için bu milletin harsına münasip proje üretip yukarıya teklif eden insanlara, önce teşekkür edliyor, sonra projeler çöpe.

***

Bundan önceki Milli Eğitim bakanı Hüseyin Çelik, görevi bayan halefine bırakırken, medyaya, "Millî Eğitim bakanlığı'nı otomatik pilota bağladık!" diye beyanat vermişti. Yani, oraya kimi getirisen getir.

Tabi bu adamlar, bu şahsiyette olduktan sonra, gelen açısından da giden açısından da mesele yok.

Ve bu günkü tablo, çocuklar biribirne tecavüz ediyor, öldüürüyor, katlediyor.

AKP, otomatik pilota bağladığı Millî Eğitim'le övünebilir.[/size]
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
turbix



Mesaj Sayısı : 161
Reputation : 7
Kayıt tarihi : 15/04/10

MesajKonu: Geri: DOĞRAMACI'NIN ARDINDAN   Cuma Haz. 18, 2010 1:48 pm

[b]ANTALYA(CİHAN)[/b]
Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Prof. Dr.
Yusuf Ziya Özcan, bir kaç sene içinde üniversiteye giriş sorunu
kalmayacağını savundu. Bu sene üniversite kontenjanının yüzde 7,6
oranında artarak 672 bine ulaşacağı bilgisini veren Özcan, liselerden
mezun olanların sayısının 550 bin civarında olduğunu ifade ederek,
"Eskiden bekleyen öğrencilerimiz olduğu için maalesef sınavda yine biraz
sıkışıklık var ama 1–2 sene içerisinde o bekleyenler de eridikten sonra
Türkiye'de üniversiteye giriş diye bir sorun olmayacak. Herkes istediği
üniversiteye rahatlıkla girebilecek." dedi. Lisans Yerleştirme Sınavları (LYS)
öncesinde YÖK Başkanı'ndan müjde geldi. Antalya'da bulunan Yusuf Ziye
Özcan, bu sene üniversite kontenjanının yüzde 7,6 artacağını söyledi. 4
yıllık eğitim veren fakülte bazındaki artışın yüzde 13'ün üzerinde
olmasını beklediklerini kaydeden Özcan, "O kadar tahmin etmemiştik ama
yeni açılan bölüm ve fakülteler sebebiyle böyle bir artışa gidildi.
Esasında bu sene ikinci öğretimi birazcık azaltmıştık. Açık öğretimde
bir değişiklik olmadı. Normal fakülte kontenjanlarıyla fazla oynamadık.
Özellikle laboratuvar gerektiren, mikroskop gibi alet edevat gerektiren
bölümlerimizle hemen hemen hiç oynamadık. Küçük artışlar bile yapmadık. O
artışları bir dahaki sene daha önceden haber vererek, bu sene artış
yapılacak ona göre alt yapınızı ayarlayın dedikten sonra, artış yapmaya
karar verdik." diye konuştu.Özcan bu yıl açık öğretimde ve örgün
öğretimde oluşturulan toplam kontenjanın 672 bin civarında olacağını
kaydederek, meslek okulları da dâhil olmak üzere tüm liselerden mezun
olanları kabul edebilecek kontenjana ulaşıldığını aktardı. Özcan, "Lise seviyesinde okullardan mezun
olanlar geçen sene 540 bin civarındaydı. Bu sene de tahmin ediyoruz o
kadar olur. Hadi 10 bin alsa, 550 bin olabilir. Yani 550 bin öğrenciye
karşılık 650 bin kontenjanımız var. Bu mükemmel bir şey. Geldiğimizden
beri söylüyorum, bütün lise mezunlarına yer açacağız diye. O noktaya
geldik ama eskiden bekleyen öğrencilerimiz olduğu için maalesef sınavda
yine biraz sıkışıklık var ama bir iki sene içerisinde o bekleyenler de
eridikten sonra Türkiye'de üniversiteye giriş diye bir sorun olmayacak.
Herkes istediği üniversiteye rahatlıkla girebilecek." şeklinde konuştu. Bu başarıldığında rekabetin sadece 'çok
iyi yerler için' olacağını vurgulayan Özcan şöyle devam etti: "Şu, bu
üniversite diye isim vermek istemiyorum, prestijli bölümler için rekabet
olacak. Bu nedenle dershanelerin de artık eskisi kadar iş yapmayacağını
düşünebilirsiniz. Belki tamamen kaybolmayacak ama 3–5 yıl içerisinde
sayıları azalacak, çok makul ölçülere inecek." YÖK Başkanlığı'ndan üniversitelere, kimi
öğrencilerin fişlenmesine yönelik yazı gönderildiği iddialarının
'tamamen asılsız' olduğunu vurgulayan Özcan, "YÖK fişlemelerden en çok
zarar gören kuruluşlardan bir tanesidir, eski dönemlerden gelen böyle
bir sıkıntı vardı. Biz böyle bir şeyi aklımızdan bile geçirmeyiz."
değerlendirmesinde bulundu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
DOĞRAMACI'NIN ARDINDAN
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
AKINCILAR :: UMUMİ :: Eğitim-
Buraya geçin: