AKINCILAR
Would you like to react to this message? Create an account in a few clicks or log in to continue.

AKINCILAR

AKINCILAR FORUM
 
AnasayfaKapıGaleriAramaLatest imagesKayıt OlGiriş yap

 

 Altındaki Sır

Aşağa gitmek 
2 posters
YazarMesaj
keyfiyet

keyfiyet


Mesaj Sayısı : 224
Reputation : 16
Kayıt tarihi : 18/05/09

Altındaki Sır Empty
MesajKonu: Altındaki Sır   Altındaki Sır EmptyCuma Nis. 09, 2010 1:45 pm

[color:c6e8=white][b][font:c6e8=Verdana]Kırgızistan: Altındaki Sır[/font][/b]

[b][font:c6e8=Verdana]Dilmurad Abdibâkî YVASEV[/font][/b]





[font:c6e8=Verdana]1996 yılında, Albay Akunbayev ve Albay Süleymanov uçakla Azerbaycan’ın başkenti Bakü şehrine gidiyorduk. Uçakta, Albay Akınbayev ile Albay Süleymanov bir mevzu üzerinde hararetle konuşuyorlardı. Konuşma şöyle başladı:[/font]

[font:c6e8=Verdana]“Hatırlıyor musun? Bizim Kırgız Bakan Bakayev bugün toplantıda çok düşündü. Neden olabilir?”[/font]

[font:c6e8=Verdana]Diye birbirlerine sorduklarında ikisi de, “ben biliyorum” cevabını verdi. Birisi, “Sen anlat” deyince, diğeri “olmaz, sen anlat” diyordu. Albay Süleymanov anlatmaya ikna olunca, “Tamam” dedi. “Anlatıyorum:[/font]

[font:c6e8=Verdana]“Kırgız bilim adamları bana geldi ve benden bir konu hakkında yardım istedi. Mevzu şöyle; bilim adamlarının elinde bir harita vardı ve bu haritayla ilgili olarak benden yardım istemişlerdi. Bilim adamları, Kırgızistan’da Cengiz Han devrinden kalma büyük miktarda altın bulunduğunu tahmin ettiklerini ellerindeki haritanın da bu altınlarla ilgili olduğunu ifade ettiler.[/font]

[font:c6e8=Verdana]Ben (yani Süleymanov) bunun üzerine, bu bilgileri doğrulatmak için, Rus, Çin ve Özbek bilim adamları ve tarihçilerden bir heyet teşekkül ettim ve bütün belgeleri bir araya topladım. Bilim adamlarının söyledikleri ve getirdikleri belgeler birbirini doğrulayınca ben de ikna oldum ve derhal SNB’den (eski KGB) sorumlu Bakan Tuğgeneral Bakayev’i bilgilendirdim ve kendisine, Temmuz 96 sonunda, bu konuda ayrıntılı bir rapor verdim. Benim bildiklerim sadece bu! Dedi.[/font]

[font:c6e8=Verdana]Ardından Albay Akınbayev konuşmaya başladı. Akınbayev böyle bir şeyin olduğunu doğruladı, çünkü aynı günlerde Tuğgeneral Bakayev’in kendisini çağırdığını ve kendisine “Albay Akınbayev sen İsık göl bölgesinde doğduğun söyleniyor, sana bu bölgeyle ilgili çok gizli bir şey söyleyeceğim. Senin yaşadığın yerde hiç altına dair hikayeler anlatılıyor mu? Diye sordu. Ben de evet efendim anlatılıyor dedim. Bunun üzerine bana bu hikayelerden birini anlatmamı istedi. Ben de anlatmaya başladım:[/font]

[font:c6e8=Verdana]“Çocukluk arkadaşımın babası küçükken çobanlık yapıyormuş. Bir gün yine dağlara koyun otlatmaya gittiğinde ağzı küçük bir mağaradan içeriye düşmüş ve çıkış yolları ararken mağara içinde büyük bir altın yığınıyla karşılaşmış. Neyse mağaradan kurtulmayı başarmış ve panik halinde eve doğru koşmuş. Fakat bir süre sonra bacaklarından bir tanesinde et dökülme hastalığı başlamış.”[/font]

[font:c6e8=Verdana]Bakan Bakıyev hikayemi bitirdikten sonra bana doğru yönelerek “şimdi sana bir harita vereceğim bu bölgeyle ilgili olarak. Oldukça detaylı bir harita, kimseye çaktırmadan bölgeyi bir güzel araştıracaksın” dedi.[/font]

[font:c6e8=Verdana]Bende becerikli bir teğmenimi bir öğrenci kılığında, bir inceleme görevi maskesi altında bölgeye gönderdim. Bir süre sonra bu teğmenle irtibatım koptu. Ama geçen hafta birden ortaya çıktı. Elinde 5 milim kalınlığında, 20 cm uzunluğunda bir altın levhayla, deli gibi koşarak “Altın, altın. Altını buldum, öleceğim” şeklinde bağırmaktaydı. (Not: Kırgız lehçesinde “Altın kelimesi, al (bir şeyi almak) ve tın(ölmek) şeklinde de anlaşılmaktadır).[/font]

[font:c6e8=Verdana]Bakan Bakıyev, “bu teğmen biraz kendine gelince hemen bir otele götürün, sabaha kadar dinlensin, sabah kendisiyle konuşacağım” dedi. Sabah Bakan Bakıyev otele geldiğinde teğmenin odasında olmadığı görüldü. Biraz araştırıldıktan sonra, bir Türk şirketi olan İmpaş’ın kendisi için yapmayı düşündüğü (şu ân inşâ etmiş halde) ve yıkmaya başladığı, eski İnstrumental (tamirciler) stadında ölü olarak bulundu. Yapılan otopside teğmenin kalp krizinden öldüğü belirtildi.[/font]

[font:c6e8=Verdana]Bu konuşmadan sonra Albay Süleymanov sözü aldı. Bakan Bakıyev’le birlikte üst düzey komutanların bulunduğu bir toplantıdaydık. Bakan Bakıyev, pencere dalgın bir şeklide bakarak” doğru, bu altınlar varmış” şeklinde bir söz söyledi. Ben de pardon efendim ne dediniz? Diye sorunca “hiç kendi kendime konuşuyordum” dedi.[/font]

[font:c6e8=Verdana]Uçağımız Bakü Havaalanına indikten sonra, otelimize yerleştik. İran istihbarat servisi VAZORATI ITILOAT elemanlarıyla buluştuk. Hoşbeşten sonra kendilerine bu hikayeyi anlattım. Hadiseyi çok hafife alıp, boş ver, böyle zırvalarla uğraşma dediler., fakat not almayı da ihmal etmediler. Biz tekrar memleketim Kırgızistan’a yani Başkent Bişkek’e döndük. Bir de ne duyalım: Bakan Bakıyev, 18 Ekim 1996 tarihinde, yani teğmenin ölümünden 2 hafta sonra, ağır bir trafik kazasında ağır şekilde yaralanıyor ve 1997 yılında da ölüyor. Bu hadiseden 2 ay sonra, yani 1996 Aralık ayında, İran’ın başkenti Tahran’a gittiğim zaman, acilen beni çağırdılar, görüşelim diye. Bana, şu hikayeyi bir kez daha anlatır mısın? Dediler.[/font]

[font:c6e8=Verdana]İranlı ajanlar altınlarla ilgili bilgiye ulaştıklarını söyledi. 1989 yılında bir Azerî binbaşı İran’a kaçtı. Bu Azerî kökenli Sovyet subayı, Kırgızistan Çin sınırında görevli iken dağlarda eşeklerle altın kaçakçılığı yapan Kırgız kökenli 3Çin vatandaşını yakaladıklarını, bunlardan ikisini bıçaklayarak öldürdüklerini, diğerini ise tutuklayıp Moskova’ya gönderdiklerinin, fakat bu yaşlı kaçakçının bu altınları nerede bulduklarını itiraf etmediğini anlattı. Bu hadisenin yaşandığı yer ise “İsık göl” bölgesi…[/font]

[font:c6e8=Verdana]Bunun üzerine İranlı istihbarat görevlileri bana, “bu konu çok önemli bulduğun bütün bilgileri bize ulaştır” şeklinde ısrarcı oldular.[/font]

[font:c6e8=Verdana]Ben tekrar Bişkeke’e döndüğümde, Bakan yardımcısının arkadaşı olan emekli Albay Mukayev’le irtibata geçiyorum. Mukayev bana, “Bakan Bakıyev ölmeden önce, bu haritayı çok önemli ve gizli bir subay olan Karaalbay isminde birinin verdiğini, ve kendisine bu altınları çıkarıp devlet hazinesine devretme görevi verdiğini” söyledi.[/font]

[font:c6e8=Verdana]Mukayev, altının bir tıpkı opyasını (Paytzea) çekip bana verdi. 1997 yılı Mart ayında E. Albay Mukayev’le beraber Dubai’ye gittik. Dubai’de, El Mahdum çevresi olmak üzere Mukayev’in arkadaşlarıyla buluşuyoruz. “Payztzea”ın üzerinde “bu altının sahibini bulmak için 4 bin çağrı ( Kırgızcada km demektir) git. Üç denizin, Akdeniz, Karadeniz ve Taş deniz’in birleştiği yerde, bu altınların sahibini bulacaksın” yazısı vardı. Bu yazının altında ise imza şeklinde yazılmış “Ay Tılla” kelimesi vardı. Biz onu Kırgızca’ya binaen şu şekilde tefsir ettik: Kırgızistan’ın deniz kıyısı yok. “Yaz mevsimi, açık, ak yani Akdeniz. Kış mevsimi, karanlık, kapalı, yani Karadeniz. Deniz buz tuttuğu zaman Taşdeniz’e dönüyor” 4bin çağrı (km) vurgusunu ise, km. olarak değil de adım olarak algıladık.[/font]

[font:c6e8=Verdana]Kırgızistan’a döndükten birkaç ay sonra ben, sessizce isık göl bölgesinde gittim ve burada altınları aramaya başladım. Yani, bölgede, Payztzea’ın üzerinde yazan sözleri kendi kafama göre aradım. Akşam olduktan sonra ısınmak için dağlarda ateş yaktım ve yorgunluktan uyuya kaldım. Rüyamda Nurlu bir dede banan “hemen bu bölgeyi terk et!Ama gitmeden önce dağın öte yanındaki kaynak suyundan ‘yüzünü, gözünü ve kulağını yıka” Yani, görmedin, duymadın ve konuşmadın” ve buradan git dedi. Uyanır uyanmaz korkudan pınarı falan aramadan bölgeden kaçıyorum İlahi tevafuk, kaçarken önüme bir pınar çıkıyor ve gayrî ihtiyarî bir şekilde “”elimi, yüzümü ve kulağımı “yıkıyorum. Bişkeke’e dönüyorum, buradan da köyüme giderken yolda trafik kazası geçiriyorum Arabam birkaç takla atıyor ve üzeri buz tutmuş nehire düşüyor. Buz kırılıyor ama nehir fazla derin olmadığı için bana da bir şey olmuyor. Bu hadiseden sonra ben altınlarla uğraşmaktan vazgeçiyorum.[/font]

[font:c6e8=Verdana]Bu arada, Dubai’den Biskek’e döndükten sonra altın işini birkaç kanaldan takip ediyorum. Bunlardan Polis Binbaşı Uluğbey ‘e meseleyi anlatıyorum Uluğbey bana “sana bir kanal bulabilirim bu konuda" diyor.[/font]

[font:c6e8=Verdana]Kırgızistan Celalabad bölgesi polis şefi yardımcısı Yarbay Narbayev’i tavsiye ediyor. Narbayev de bizi eski vali ve Kırgızistan’ın o zamanki muhalif lideri Bekmamat Osmanov’a götürecekti. Bu iki şahıs akraba. Birkaç gün sonra Uluğbey beni arıyor ve “iş tamam, yarın Rusiya Sineması önünde buluşalım” diyor. Ertesi günü sinema salonu önünde beklerken, gazetelerde bir de ne görelim, Yarbay Narbayev’in ölüm haberini okuyoruz. Gazetede trafik kazası kurbanı olduğu yazarken, Uluğbey, boğazında tel izi gördüğünü söylüyor. Bu hadiseden 1 ay sonra, bir Rus askerî uçağıyla Moskova’ya ameliyat olmaya giden eski vali Osmanov ameliyathanede hayata gözlerini yumuyor. Kalp krizinden gidiyor. İlginçtir, daha önce kalp krizi geçirmemişti ve herhangi bir kalp rahatsızlığı yoktu. Ben bu yaşananları emekli albay Mukayev’e anlatıyorum o d abana “bütün bu işler büyük ihtimalle “Karaalabay’ın işidir” diyor.” Mukayev’in de 1999 yılı Şubat ayında öldüğünü öğreniyorum.[/font]

[font:c6e8=Verdana]Zaman hızlı geçiyor, ben artık bu altın işini unutuyorum ve kaderin bir cilvesi olarak, 2002 yıllı Şubat ayında, 5 yıldır yaşamakta olduğum Türkiye’ye geliyorum. 2003 yılında Petek market isimli bir işyeri sahibi bana Kırgızistan’a mal satmak istediğini söylüyor ve bunun için gerekli malumatı benden alıyor. Biz malı göndermek için TCDD’ye müracaat ediyoruz. TCDD’den bize gönderilen resmî cevapta, “Biz Kırgızistan’a km. başına 1 dolara nakliye ücreti alıyoruz. TürkiyeKırgızistan arası ise 4 BİN KM”DİR!!![/font]

[font:c6e8=Verdana]Ben bu cevabî mektubu okuyunca şoka girdim. Birden aklıma, altınların üzerindeki, “4 Bin çağrı (km), Akdeniz, Karadeniz ve taş deniz” yazılarıyla, “Ay Tılla” kelimelerini hatırlıyorum ve Bu kelimelerin, Üç denizin birleştiği yer olan İstanbul ile olan irtibatını keşfediyorum Akdeniz, Karadeniz, ve Taş deniz (yani Marmara Denizi).[/font]

[font:c6e8=Verdana]“Ay tılla” kelimesiyle ilgili olarak, Türkiye’den Yeniçağ gazetesi baş yazarı Sayın Arslan Bulut ile görüştüğümde kendisi bu kelimenin “Atilla” mânâsına gelebileceğini ifade etti. Şiî İranlı istihbaratçılar ise “Hayır, Ayetullah” mânâsı var dediler.[/font]

[font:c6e8=Verdana]Hemen geçmişte yaşadığım bir hatıram aklıma geldi. 1993 yılında Afganistan’ Şiva dağları eteklerinde görevli olarak bulunmaktaydım. Tacikçe ve Rusça bir arkadaşım bana “geleceğini öğrenmek ister misin” diye sordu. Ben de evet dedim. O da bana, bizim dağlarda küçük bir köyümüz var, elli kişiden mürekkep ve kendilerine mahsus bir kabile diline sahipler. Yabancılarla Tacikçe konuşarak anlaşıyorlar. Köyde 3 gün oruç tuttuk ve üçüncü gün sonunda dağların tepesinde yaşayan köyün şamanının yanına gittik.( Köy Müslüman bir köy değil) Dağın tepesi bir uçurumla bitiyordu ve uçurumun dibi insan iskeletleri ve kemikleriyle doluydu.[/font]

[font:c6e8=Verdana]Bu şaman, kendi dilinde benim arkadaşıma “ a, kuzeyli adam geldi nihayet. Senin gelmeni bekledim” demiş. Arkadaşım bunları bana Rusça tercüme ettikten sonra benim için şamana “hayır sadece 3 gündür bizim köyümüzde yaşıyor” dedi. Şaman bana “seni yıllardır, bekliyorum. Benim görevim bitmek üzere. Sana söyleyeceklerimi söyledikten sonra, kendi yolunu kendin çizeceksin” dedi. Şaman bana aynen şunları söylemişti:[/font]

[font:c6e8=Verdana]“ Zaman gelecek sen Batı’ya kaçmak zorunda kalacaksın ve Batı’da dünyanın efendisiyle tanışacak ve onunla tokalaşacaksın. O bana bunları anlatırken, ben baygın bir hâldeyim ve gözümün önünden bir sinema sahnesi gibi, savaş manzaraları, dağlar, saraylarvs. görüyorum. Bütün bunları gözüm kapalı olduğu halde net olarak görebiliyorum. Şaman bana “Fakat sen dünyanın efendisi ile tanışmadan çok büyük azap ve ızdırap çekeceksin” diyor.[/font]

[font:c6e8=Verdana]Ben de kendisine “ben niye kaçayım ki, memleketimde durumum gayet iyi” diyorum. Şaman bana. “göreceğiz bakalım” diyor ve ekliyor: “ Şu uçurumun dibindeki kemikleri görüyor musun? Bu kemikler geleceklerinin görüp de, yaşayacakları acıya katlanmayı göze alamayıp ölümü seçmiş ve buradan atlayarak intihar etmiş insanların kemikleridir. Benim kavmim çok az bir nüfusa sahiptir.[/font]

[font:c6e8=Verdana]Ben kendisine, ben müslümanım, sizin dininizden değilim, siz hangi dindensiniz” dedim. O da bana, ben Elhamdulillah Müslümanım, ama kavmimi ikna edemedim ve gizli bir Müslüman olarak bu dağlarda tek başıma yaşıyorum dedi, ve ekledi: İnşallah Müslüman olarak öleceğim.[/font]

[font:c6e8=Verdana]2002 yılı Eylül Ayında İBDA Hareketi ile tanıştım. Ve ilk olarak o zaman yayınlanmakta olan yeni Nizam dergisine röportaj verdim ve bazı yazılar yazdım. Ardından Beklenen Nizam, Aylık dergileri derken haftalı k Baran dergisinin Orta Asya temsilcisi oldum.[/font]

[font:c6e8=Verdana]Burada arkadaşlarımdan öğrendim ki bir Hadisî şerif’inde Allah Resulû (SAV). “Ahir zamanda bütün gizli hazineler, Mehdî’ye nasip olacak!” Ve Halife’nin İstanbul’da ortaya çıkacağını söylemiş Üstad Necip Fazıl Kısakürek. “Her şeyin her şeyle alakâsı var” hikmeti seneler sonra bir kez daha tecelli etti…[/font]

[font:c6e8=Verdana]İşte Kırgız altınlarının sırrı![/font]

[font:c6e8=Verdana]Baran Dergisi Sayı 29[/font][/color]
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
MECER

MECER


Mesaj Sayısı : 93
Reputation : 10
Kayıt tarihi : 16/05/09

Altındaki Sır Empty
MesajKonu: Geri: Altındaki Sır   Altındaki Sır EmptyCuma Nis. 09, 2010 2:27 pm

Birkac güngür,bu yaziyi hatirlayip,dusunuyordum.
Okumus olmama ragmen,karsilastigim biryerlerde,sorulan sorunun cevabi icin,bu yazi aklima gelmisti.
Nerden diye sorulan bir soruya..

Hazineyi KIRGIZISTAN da ariyanin,nerede hangi hazineyi bulmasina dair,rüya,gercek arasinda bir isaret var.

Hatirlatmalarina tesekkür ederim keyfiyet gönüldasim...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Altındaki Sır
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
AKINCILAR :: UMUMİ :: Hikemiyat - Tasavvuf-
Buraya geçin: